KİTAP TANITIMLARIM 210.

“KORKUNUN PSİKOLOJİSİ” (Psychologie de la Peur) – Christophe Andre, Say Y., 381 s., 1. Baskı, 2015.

 

İsmiyle cezbeden kitabın yazarı Parisli bir psikiyatr. Alt başlığı aslında ana başlık olabilirmiş: “Fobiler, Korkular, Kaygılar”. Tam da bunlarla ilgili. Kitabın ismindeki “Korku” ifadesiyle kastedilen şey “fobi”. Fobilerle ilgili oldukça geniş ve sistematik bir başvuru kaynağı olarak değerlendirebilirim kitabı. Normal korkuyla fobi arasındaki nüans, fobilerin kökeni-kaynağı, mekanizmaları, çeşitleri, mücadele ve tedavi yöntemleri ayrıntılı ele alınıyor. Eğer fobiniz/fobileriniz varsa onlarla mücadele etmek adına bilinçlenme yaratacağını garanti ediyorum.

Teknik-kuramsaldan ziyade herkesin anlayabileceği sade bir dil tercih etmiş yazar. Akademik değil de genel kültür kategorisine giriyor bu minvalde kitap. Referanslar geniş. Hem kurgusal örnekler hem de gerçek hayattan etkileyici vaka çalışmaları aracılığıyla basitten nadire kadar farklı korku ve fobi türlerini tanımlıyor. Korkuları düzenleyen mekanizmaları, onlarla nasıl yüzleşileceğini, fobisi olan kişilerin nasıl tedavi edileceğini açıklıyor ve fobilerin kısa bir tarihçesini sunuyor. Fobik bozuklukların ve kaygının biyolojisindeki bazı son gelişmeleri gözden geçiriyor. Artık, fobilerin ve alerjilerin belirli ortak noktalara sahip olduğu genel olarak kabul edilmekteymiş. Her ikisi de hastanın alarm sistemindeki biyolojik bir bozukluktan kaynaklanıyormuş; normalde korumaya hizmet eden ancak burada çok erken, çok yoğun ve çok uzun süre tetiklenen bir savunma mekanizmasıymış. Bu durumda hastanın rasyonel beyni, sürekli yanlış uyarı sinyalleri gönderen duygusal beynin yarattığı durumla başa çıkamıyormuş. Uçma korkusu, köpek korkusu, topluluk önünde konuşma korkusunu da içeren bu fobiler ve diğer aşırı korkular nüfusun yaklaşık %10’unu etkiliyormuş. Yazar, fobik mekanizmalarla ilgili son araştırmaları açıkladıktan sonra, fobilerimizden sorumlu olmasak da, onlarla nasıl başa çıkacağımızdan hepimizin sorumlu olduğunu söylüyor. Özünde engel olan bir şeye boyun eğebiliriz ya da üstesinden gelmeye çalışabiliriz ve o da bize bunu nasıl başarabileceğimizi anlatıyor. Belirli ilaç türlerinden ve biyolojik ve davranışsal terapilerden elde edilecek faydaların, özellikle de bunların beyin fonksiyonlarının mimarisini (nöroplastisite) değiştirme yeteneklerinin kanıtlanmış olduğunu savunuyor.

İlk bölümde normal korkuyla patolojik korkunun, fobinin ayrımını ele alıyor. Her insanın korku duygusunu taşıdığı, taşıması gerektiği, bunun bize biyolojik olarak faydalı bir uyaran olduğunu belirtiyor. Fobiler ise temelde mantık dışı da olabilen (bize zarar veremeyecek şeylere karşı), yoğun korku uyandıran, fiziksel etkileri de olabilen (panik atak, bayılma vs.) durumlar. İkinci bölümde ise korku ve fobilerin nereden geldiğini (genler mi, travmalar mı?) irdeliyor. Üçüncü bölüm biraz daha biyolojiyle ilgili. Korkunun mekanizmaları inceleniyor. Burada mesela korku duygusunun beyinde nasıl oluştuğu da mevcut. Dördüncü bölümde ise fobilerle nasıl mücadele edileceği anlatılıyor. Onlara itaat etmemek, fobimizin nesnesi hakkında gerçekten bilgi sahibi olmak, korkmaktan korkmamak, fobilere ve fobiklere saygılı olmak vs. Sonraki bölüm fobilerin tedavisiyle ilgili. Burada dikkatimi çeken, yazarın psikanalize olumlu bakmadığı. Freud ve Lacan’ın birçok yönden önemli işler yapmalarına rağmen yanıldığı çok şey olduğu, birçok fobiğin yıllarca psikanaliz divanlarına uzanıp çocukluğuna inerek boşa zaman kaybettiğini belirtiyor. Her psikolojik anormalliğin altında çocukluk travması aramanın doğru olmadığını söylüyor. Bunun özellikle şimdiye-şu ana ve tedaviye odaklanmanın önüne geçtiğini belirtiyor. Yazarın tedavi önerisi ise ilaç destekli Bilişsel Davranışçı Psikoterapi (BDT). Burada biraz ilaç detayları da var ki, benim gibi eczacılıktan anlamayanlara yabancı kelimeler: barbitürat vs.

Sonraki bölümlerde fobiyle nevroz ayrımına değindikten sonra fobilerin çeşitlerine geliyor. Üç fobi ailesi tanımlıyor ve sonraki bölümlerde bunları ayrı ayrı inceliyor: Basit ya da Özel fobiler, Sosyal Fobiler, Agorafobi. Basit Fobiler bölümünde; hayvanlar (örümcek, yılan, böcek, kelebek, güvercin vs.), doğa korkuları (su, gök gürültüsü, dolu, fırtına vs.), klostrofobi, toplu taşıma araçları fobileri (uçak, gemi vs.), kan ve yara fobileri irdeleniyor. Gerçek vakaların hikâyelerini okumak keyifli. Mesela güvercin fobisi olan bir vaka ilginçti. Araba kullanırken, yan koltuktaki arkadaşı ona bir yılan fotoğrafı gösterirken kaza yaptıktan sonra yılan fobisi gelişen vaka da öyle. Araba kullanma değil de yılan fobisi gelişiyor. Yılandan herkes korkar diyebiliriz ama işte burada normal korku ile fobi farkı ortaya çıkıyor. Hayatını büyük bir metropolde geçiren, hiç yılan görmemiş ve karşılaşma ihtimali de neredeyse olmayan birisinin yılan fobisi olması… Kan ve iğne fobilerinde tansiyon düşmesi ve bayılma daha çok eşlik ettiği için bunlarla mücadelede fiziki olarak bayılmamaya çalışmak da ayrı ele alınıyor.  Burada fobilerin isimlendirilmesine de çok takılmamak gerektiğini belirtiyor yazar. Fobi duyulan şeylerin Latincelerinin (mesela örümcek = arachnid) ardına fobi ekleyerek istediğimiz kadar fobi oluşturabiliriz diyor. Elbette bazı yaygın olanları iyi biliyoruz: araknofobi (örümcek fobisi), klostrofobi (kapalı yer ve havasız kalma fobisi) gibi. Bazılarını da kitaptan öğrendim: akrofobi (yükseklik fobisi), aviofobi (uçak fobisi), hematofobi (kan fobisi), ailurofobi (kedi fobisi), monofobi (yalnızlık fobisi), fobofobi (korkma fobisi) vs.

Sosyal fobilerde ise topluluk karşısına çıkma, çekingenlik gibileri işleniyor. Bunlar aslında gündelik hayatı basit korkulardan daha çok etkiliyor. Sonraki bölümde ise üçüncü korku ailesi olan agorafobi var. Bu fobi özellikle anksiyete krizi ve panik ataklarla birlikte de görülebileceği için kapsamı daha geniş değerlendirmeye tabi tutuluyor. Dışarıda açık bir alanda “galiba ölüyorum, kalp krizi geçiriyorum, nefes alamıyorum, üzerime dehşet bir titreme geldi, fenalaşıyorum” diyorsanız ama tıbbi olarak bunlar gerçekten olmuyorsa sizde de panik bozukluk olabilir ve bu da agorafobiye yol açıyor. Son bölümde ise son derece ilginç, ender görülen bazı fobilerden bahsediliyor: hastalanma ve ölüm fobisi, karnından ses gelmesinden korkmak, yemek yerken boğulmaktan korkmak, cinsel ilişki fobisi, fiziki görünümündeki bir kusur nedeniyle gülünç görünme fobisi vs. Tekrar belirtmek isterim ki ölüm gibi bazılarından herkes korkmasına rağmen burada fobik boyutta olanlar ele alınıyor. Kitabın Ek bölümünde de, fobikler için rahatlama ve meditasyon alıştırmaları var.

Özetle, genel anlamda fobilerle ilgili anlaşılır ve kapsamlı bir kitap okuyup bilgilenmek ve/veya özel anlamda kendi fobileri konusunda farkındalık geliştirerek onunla mücadele etmek isteyenler için kılavuz oluşturacak bir kitap. İç yaşamınızın gölgelerine bir göz atın.

Yorumlar

SİZİN İÇİN ÖNERİLEN DİĞER İNCELEMELER