KİTAP TANITIMLARIM 248.
“ÖLÜM DANSI” (The Dance of Death) – Algernon Blackwood, Afa Y., 192 s., 1. Baskı, 2024.
Bir Blackwood kitabı daha… Dilimizde daha önce yayımlanmamış kitaplarını gördüğümde kesin olarak alacağım yazarlardan olduğu için kendisi, bu kitabı da görür görmez edindim. Bazı yayınevlerinin bazı serilerini takip ediyorum; genellikle korku kitapları “karanlık” kelimesiyle ilişkilendiriyor kitap ya da serilerini adlandırmada. İşte Afa Kitap da “Karanlık Seri” isminde bir diziye başlamış ve bu kitap 01 olarak numaralandırılmış. Diğer takip ettiğim serilerde olduğu gibi, bunu da izleyerek elimde daha önce başka yayınevlerinden olmayan kitapları edineceğim.
Kapak tasarımı yapay zekâ izlenimi verdi, bu durum hoşuma gitmedi ama güzel kapak yine de. Kitaba adını veren öykünün ana sahnesi… Bu kitapta Blackwood’dan 4 adet hikâye var, ikisi kısa, ikisi uzun: “Tavan Arası” (8 sayfa), “Hayatta Kalma Bahçesi” (74 sayfa), “Ölüm Dansı” (14 sayfa) ve “Mısır’a İniş” (89 sayfa). İki öykü, iki novella diyebiliriz. Yazarın gizemli ve tekinsiz tarzı yine usta anlatım tekniğiyle birlikte doğaüstü ve psikolojik olanın ilişkileriyle sunulmuş. Yazarın atmosferi olay örgüsünden önde tutma tarzı da öykülerde görülüyor. Korku-gerilim, gizem-mistisizm ve bazen de gotik romantizm ile fantastik etiketlerini sıralayabilirim kitaptakiler için. Hayalet, doğa, maneviyat, ezoterik bilgi gibi karakter ve temalar karşımıza çıkıyor öykülerde. Şimdi kısaca tek tek bahsedelim öykülerden:
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Açılıştaki kısa öykü “Tavan Arası”, Jura Dağları eteklerindeki eski bir binada bir gecede geçiyor. Ana karakter ve annesi, binanın geçmişinde işlenmiş trajik olaylar ve orada bulunan ruhlar hakkında korkutucu ve melankolik anılarla yüzleşiyor. Öyküde, küçük çocuğun yitimi ve Petavel adlı bir tefecinin acı dolu ruhu öne çıkıyor. Riquette adındaki kedi, hikâyeye doğaüstü bir dokunuş katıyor ve sonunda, kaybolmuş ruhların huzura kavuşması üzerine yoğunlaşıyor. Bu öykü, kayıp, yas ve bir nevi huzura kavuşma temalarını işliyor. İnandırıcı bir şekilde yazılmış ve derin insan duygularını okuyuculara güçlü bir şekilde hissettiriyor. Dramatik ve soğuk atmosferli bir hayalet öyküsü.
İkinci sıradaki “Hayatta Kalma Bahçesi”; amcasından, içinde büyülü özelliklere sahip olduğu söylenen bir bahçe bulunan büyük bir arazi miras alan David adlı gencin hikâyesini anlatıyor. Bahçe, sıra dışı bitkiler ve hayvanlarla dolu ve David kısa süre sonra bahçenin, oraya girenleri iyileştirme-canlandırma gücüne sahip olduğunu keşfediyor. Ancak bahçenin karanlık bir tarafı da var ve David, amcasının gizemli geçmişiyle ilgili gerçeği ortaya çıkarmaya çalışırken bahçenin tehlikeleriyle de baş etmek zorunda. Sayfalar ilerledikçe bahçenin sırlarını inceleyen bir grup bilim insanı ve bahçenin gizli güçlerinin anahtarını elinde tutabilecek güzel bir kadın da dahil olmak üzere eksantrik karakterlerden oluşan bir kadroyla karşılaşıyoruz. David, bahçenin gizemlerini daha da derinlemesine araştırdıkça kendi akıl sağlığını sorgulamaya başlar ve gerçeklik ile fantezinin birbirine karıştığı bir dünyada hayatta kalmak için savaşmak zorundadır. Doğa, maneviyat ve insan ruhu temalarını inceleyen ürkütücü ve atmosferik bir hikâye.
Kitaba adını veren, üçüncü öykü “Ölüm Dansı”, kalbi zayıf olduğu için doktoru tarafından efora dikkat etmesi konusunda uyarılan Browne adlı karakterin bir partide, kendisinden başka kimsenin görmediği güzel bir kadına dayanamayarak ölümüne dans etmesini anlatıyor. Gotik romantik, gizem… Ölüm, insan formunda somutlaştırılmış. Uygarlıktan doğaya dönme özlemi gibi bir mesaj okunabilir. Ayrıca, öykünün adı, orta çağ alegorisi “Danse Macabre” göndermesi yapıyor. Ölümün evrenselliği… Bizlere hayatlarımızın kırılganlığını ve dünyevi ihtişamın boşluğunu hatırlatıyor: Memento Mori… Böyle imgesel ve atmosferik öyküleri seviyorum. Konu basit lakin duygusu vurucu.
Son ve en uzun hikâye “Mısır’a İniş” ise bizleri Mısır ülkesine, yerel gizemlerle iç içe bir çöl atmosferine götürüyor. Yine olay örgüsünden ziyade atmosfere odaklanılıyor ve uzun uzun gizem-felsefe diyalogları ve bu minvalde soyut olaylar okuyoruz. Blackwood bazen çok uzatıyor bu tür durumları, tekrara düşebiliyor ama gerçekten okuyucuyu o zamana ve mekâna götürmeyi başarıyor. Kendimi karanlıkta çölde gökyüzündeki yıldızları izlerken duyumsadım. Bu öyküde gizem-gerilimle birlikte fantastik ve Lovecraft’ın yazardan etkilendiği kozmik ve felsefi meseleler de var. Korku sanatında Mısır diyarına kadim bilim ve mitolojilerinden dolayı ayrı bir ilgi izlenmekte zaten. Özellikle mumya, bilinen en meşhur korku karakterlerinden… Burada klasik mumya kurgularından farklı bir yapı var tabii. Bu, ruhun dönüşümü ve aşkınlığı hakkında melankolik ve atmosferik bir hikâye. Uzunluğu sıkmazsa atmosferi ve dili başarılı.
SPOILER SONU!
Sonuç olarak Blackwood’u daha önce okumuş ve sevmiş olanların hiç düşünmeden bu kitabı da edinmesini tavsiye ediyorum. Okumamış olan korku severler ise özellikle “Wendigo” ve “Söğütler” ile başlayıp daha sonra “Ağaçların Sevdiği Adam” ve bu kitabı okuyabilirler.

Yorumlar
Yorum Gönder