KİTAP TANITIMLARIM 217.
“WALPURGIS GECESİ” (Walpurgisnacht) – Gustav Meyrink, İthaki Y., 170 s., 1 Baskı, 2022.
Tekinsiz kurmaca ağırlıklı okumalarımda tercih ettiğim yazarlar genellikle bu tarzın yoğun olarak çıktığı bölgelerden, ana dili İngilizce olan Britanya ülkeleri (İngiltere, İrlanda, İskoçya, Galler) ve ABD’den oluyor. Bunların yanında Avrupa’nın diğer ülkelerinde de (Fransa ve Almanya başta gelmek üzere) takip ettiğim önemli isimler mevcut. İşte onlardan birisi olan Avusturyalı Gustav Meyrink (1868-1932), doğaüstü kurgu alanında en saygın Alman yazarlardan birisi (Avusturyalılar, tarihsel olarak Alman kabul edilmekte). Önemli yazarların kendine özgü üslupları öne çıkar, kolay kolay aynı tarzın diğer yazarlarıyla birebir benzerlik bulunmaz. Meyrink de öyle. Onun işleri, biraz doğu mistisizmi ve Okült soslu, hafif alegorik ama bir yandan bu ve diğer klasik yapıların modern tarzla harmanıdır. Elimdeki kısa roman da böyle.
Kitaptaki olaylar, I. Dünya Savaşı zamanlarında, Prag’da geçiyor. Meyrink, yirmi yıl Prag'da yaşamış ve eserlerinde burayı birçok kez tasvir etmiş. Prag'da Meyrink'in hayatında ilahi rol oynayan bir olay meydana gelmiş, buna da değinmek isterim: 1892'de, yirmi dört yaşındaki Meyrink, masasında kafasına silah dayamış, kendini vurmaya kararlı bir şekilde duruyormuş. O anda tuhaf bir tırmalama sesi duymuş ve birisinin eli, kapısının altına minik bir kitapçık koymuş. Kitapçığın adı “Ölümden Sonra” (Afterlife) imiş. Meyrink bu dramatik tesadüf karşısında şaşırmış ve Okült yazını incelemeye başlamış. Teozofi, Kabala, Hıristiyan Sofrolojisi ve Doğu Mistisizmi okumuş. Ölümüne kadar yoga ve diğer Okült egzersizler yapmış. İşte, bu araştırma ve uygulamaların etkisiymiş Meyrink'in neredeyse her zaman eserlerinde yer alan çeşitli Okült meseleler. Elimdeki kitaba geçmeden önce son olarak söylemek istediğim enteresan bir olay da, Meyrink’in oğlunun yirmi dört yaşında intihar ederek yaşamına son vermesi (babasının teşebbüs ettiği yaşta).
Yazarın hayatıyla ilgili bu ilginç bilgilerden sonra, kitaba geçelim. Öncelikle hikâyeler yazan, daha sonra ilk romanı “Golem” ile ünlenen yazarın üçüncü romanı “Walpurgis Gecesi”. Benim, yazarı tanıtacağım ilk eser olmakla birlikte, diğer ikisi de elimde mevcut, umarım onları da tanıtırım ilerde. Kitabın kapağına ve ismine baktığınızda, son derece korkunç ve doğaüstü olayların durmaksızın cereyan ettiği ürpertici bir roman bekleyebilirsiniz ama değil. Yazar öyle değil zaten, yukarıda da dediğim gibi. Bu anlamda, Death Metal albüm görsellerini andıran kapağın harika olmakla birlikte bu kitaba tam uymamış olduğunu söyleyebiliriz. Roman ise; Prag'ı, yukarıda antik bir kalede hapsolmuş Alman resmi makamları ile aşağıdaki şehirde kaynayan Çek devrimi arasındaki çatışmanın mekânı olarak kullanıyor. İnsan derisiyle kaplanmış bir davulun kışkırttığı isyancılar, St. Vitus Katedrali'ndeki zavallı kemancıyı "Dünyanın İmparatoru" olarak taçlandırmak için kaleye hücum ederken, tarih, mit ve politik gerçeklik kıyamet gibi bir doruk noktasında birleşiyor. Walpurgis Gecesi (30 Nisan), cadılar ve diğer habis varlıkların gecesi, bir nevi ikinci cadılar bayramı olarak geçiyor Kuzey Avrupa folklorunda. Kitapta olayların patlak verdiği gün olarak kullanılıyor.
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Yozlaşmış, eski aristokrat takımı, Çek kasabası Moldau'nun yukarısındaki antik kalelerinde entrikalar çeviriyor; kafası karışmış ve öfkeli köylüler aşağıda isyan planlıyorlar. Genç kemancı Otakar, İmparator olma ve aristokrat sevgilisi Polyxena, kana susamış bir atasının genç bedeninde yeni bir şekil bulma hayali kuruyor. Ürkütücü palyaço, köyün delisi Zrcadlo, karanlık güçlerin kuklası ve düşmanı yönlendirecek; finalde insan derisinden yapılmış bir davul çalıyor. Diğer önemli iki karakter; hümanist yaşlı fahişe Lizzie ve bunamanın eşiğindeyken kendi insanlığını yeniden kazanan eski sevgilisi Dr. Halberd. Bir novellaya göre kalabalık bir kadro var, başka karakterler de var elbette. Şenlik ateşleri ve ziyafetler, yanan cadılar ve coşkulu kucaklaşmalar romanın sonlarına doğru doruk anlarını oluşturuyor. Bir devrim ortamı yaratılıyor. Meyrink, pek çok iblisin adını veriyor ve sonra kovuyor. Monoteist dünyada kötülüğün sembolü eski dostumuz da Faustvari bir sahneyle görünüyor! Eski kötülüklerin yeni bedenlere yansıtılması fikri ilginç. Yaşlı aristokrat takımı geçmişe dönük, anılarına saplanmışlar. Devrimciler ise ileriye dönüş, iktidara susamışlar. Vahşi, aptal ve gerçeklere son derece miyop olarak yansıtılıyorlar romanda. Yani sanki bir anlamda aristokrasiye daha yakın duruş sergiliyor gibi yazar. Otakar, faşist üstünlük ve imparatorluğun yeniden doğması için bir araç. Polyxena, isteyerek sahip olunan, geçmiş yılların çöküşünün saklandığı bir hazne, aristokrasinin kontrolü yenilemesinin bir aracı. Zrcadlo; ölümsüz soytarı, bir kanal ve bir ayna. En kötü korkular, en karanlık benlikler ve neredeyse unutulmuş suçlar, herkesin görmesi için Zrcadlo tarafından taklit ediliyor. Bilinmeyen güçler onu canlandırıyor, uzak güçler onun aracılığıyla konuşuyor, zihinleri parçalıyor ve yaşamı emiyor. Zrcadlo korkunç bir değişim için çalan davul oluyor. “Walpurgis Gecesi”, devrim zamanı!
SPOILER SONU!
Spoiler kısmını okuyanlarınız tam olarak neler olduğunu anlamadı muhtemelen. Meyrink’in romanlarının içine girmek kolay değil. Yaklaşık 50-60 sayfa, metinle mücadele ettim. Olayları ve karakterleri ondan sonra ancak oturtmaya başladım. Dolayısıyla, romanın biraz dağınık olduğunu ve başlarda zorladığını söyleyebilirim. Alışık olmadığımdan sanırım, Çekçe kişi ve yer isimleri de zorladı. Bu sebeplerden, günümüz klişesi ama “sürükleyici korku kitapları” arayanlara göre değil Meyrink. Edebi duyarlılığını biraz ilerletebilmişler için ise, hakkını teslim etmemiz gereken bazı yapılar barındırıyor: yazara özgü üslup, politik meselelerin başarılı alegorisi, Prag’ın ve dönemin atmosferinin romana katkısı, farklı kültürleri ve edebiyatta farklı dönemleri yansıtabilecek yapısı, Okült meseleler vs. Sonlarda tempo artarak, olaylar korkunç boyutlara varıyor tabii. Ayrıca, bazı temaları, sembolizmi ve fikirleri de dikkate değer: hiçbir yüzeyin aşınmadan, hiçbir derinin soyulmadan kalmamasının ve acı verici olsa bile değişimin gerekliliği gibi.
Tekinsiz romanlar arayanlar için ilk değil, belli bir birikimden sonra tercih edilmesi gereken bir yazar Meyrink. Belli bir zamandır, özellikle Avrupalı klasik korku/gerilim yazarlarını okuyorsanız ve Meyrink’i denemediyseniz, bir göz atabilirsiniz. Ancak unutmayın, Almanlar bir başkadır. Birkaç tane daha Amerikan yazarın kitabını tanıttıktan sonra, yeniden başka bir Alman üstada döneceğim.

Yorumlar
Yorum Gönder