KİTAP TANITIMLARIM 258.
“DİĞER TARAF” (Die Andere Seite) – Alfred Kubin, İthaki Y., 267 s., 1. Baskı, 2022.
Ekspresyonist bir roman. Sembolizmle dolu, distopya yapısında oluşturulmuş bir karanlık fantazya. Zaten Avusturyalı Kubin (1877-1959), aslen baskı sanatçısı ve illüstratörmüş; bu tek yazılı eseriymiş. Poe, Hoffmann, Meyrink ve daha nice önemli yazarların eserlerine çizimler yapmış. Adını internette aratıp çizimlerine bakarsanız, özellikle klasik korku okuyucuları mutlaka okudukları bazı kitaplarda Kubin’in çizimlerini gördüklerini anımsayacaklardır. Bu kendi kitabında da var çizimler ayrıca yer yer. Sembolizm ve ekspresyonizmin önemli bir temsilcisi kabul ediliyormuş ki, yukarıda belirttiğim gibi bu romanda tüm bu özellikleri görülüyor. Devasa bir konsept çizim serisi/sergisi de olabilirmiş bu roman, görselliği metne dökmüş adeta. Dolayısıyla işe baştan bu eksende, sanatsal duyarlılıkla bakmakta fayda var. Alışılagelmiş distopya okuyucuları kitabın ortalarına kadar heyecanla okuyup, sonrasında “ne oluyor yahu” diyebilirler. Mantıklı açıklamalar ararken bulabilirler kendilerini.
Sanıyorum daha önce 6,45 Yayınlarından da basılmıştı, tanıtacağım versiyonu ise İthaki’nin genişleyip giden “Karanlık Kitaplık” serisinden basılan. Öncelikle, kapağı beğenmedim; bu esere çok daha iyi bir görsel lazımdı. Roman, ismini bilmediğimiz (ya da hatırlamadığım) birinci ağızdan (ya da gözden) anlatılıyor. Ütopya/distopyalarda ülkelerin ya da diyarların bazen kendine özgü adları olduğunu bilirsiniz; buradakininki ise “Rüya Ülkesi”. Bildiğimiz dünyada, Asya taraflarında bir yerde kurulmuş, tek girişi-çıkışı var. Üç ana ve on iki alt bölüme ayrılmış romanda, başkarakterimizin eşiyle birlikte bu ülkeye çağrılması, yola çıkışı ve yolda yaşadıkları, esas ve en uzun olarak da orada yaşadıkları anlatılıyor. Ana temalar, rüya ile gerçeklik arasındaki geçiş ve dünyanın ikiliğinin ve zıtlıkların birbirine bağlılığı olarak görünüyor. Ayrıca adı üstünde bu Rüya Ülkesi, Feudyen-Lacanyen okumaya çok açık. Birçok metafor bulabilirsiniz. Diğer temalar arasında; rejim-yönetilme gibi siyasi ve toplumsal yaşamla ilgili pek çok olgu, yapım-kaos ve yıkım, hastalığın dışlanması, yeni bir hayat arayışı, hayal kırıklığı, korku ve çaresizlik aklıma gelenler veya görebildiklerim. Yazarın dili çok edebi olmasa da kalitesizlik hissiyatı vermiyor. Goya tabloları gibi (karanlık olanlar) okurken zihnimizde yarattığı imgelem gücü eserin asıl gücü. Böyle anlattım ama sürekli sürreal ve karmaşık değil gayet lineer ve olay odaklı, yüksek tempolu ilerleyen bir roman aslında. Ancak, etkisi sadece Kafka gibi Almanca yazan sürrealist yazarlar üzerinde sınırlı kalmış.
Rüya Ülkesi tuhaflıklarla dolu, alıştığımız dünyevi yaşayışa bir yandan benzeyen ama bir yandan epey farklılık gösteren bir yer. Fakat öyle mutluluk içinde bir gül bahçesi değil, tersine hızla artan bir huzursuzluk yaratıyor. Ayrıntıları anlatalım şimdi.
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
”Çağrı” adlı Birinci bölümde, anlatıcı, Rüya Ülkesi Lordu Patera'nın bir elçisi tarafından ziyaret edilir. Adamımız, Claus Patera'yı Salzburg'daki bir liseye birlikte gittikleri için, gençliğinden tanıyordur. Patera adına Rüya Ülkesi’ne davet edilir. Başlangıçta her şeyi bir şaka zannedip reddetse de, bu ülkeyi merak ettiği için elçiye sorar. Elçi, ülkenin nasıl yapılandırıldığını ve içinde hangi ideolojilerin izlendiğini açıklar. Başlıca yönlerden biri, ilerlemenin (özellikle bilimin) reddedilmesidir. Elçi daha sonra anlatıcıya daveti ve Patera'nın portresinin bir minyatürünü içeren bir mektup verir. Daha önce akıl hastası biriyle tanıştığını düşünen anlatıcı, artık meraklanır ve sonunda 100.000 marklık bir çek alır. Çekin ödendiği ortaya çıkınca, eşini uzun ikna çabalarının ardından yola çıkarlar. Geleneksel bir seyahat günlüğüne benzer şekilde, anlatıcı Orta Asya'ya tren yolculuğunu ve sonunda Rüya Ülkesi’ne varışlarını anlatır. Ülkeye girmeden önce, eşyalarının çoğunu geride bırakmak zorundadırlar.
“İnci” adlı (ülkenin başkentinin ismidir) İkinci Bölüm’de ise bu ülkede yaşadıkları anlatılır. İlk izlenim çok kötüdür, çünkü her yer kirli ve dağınık görünmektedir. Öte yandan kadın, yumuşak havanın tadını çıkarır. Rüya Ülkesi’nin temel özelliği, güneşin asla görünmemesidir; ülke, bulutlardan oluşan bir perdeyle dış dünyadan yalıtılmıştır. Anlatıcı, İnci’nin çeşitli bölgelerini, mahallelerini ve insanlarını anlatır. İnsanların hepsi aile ve daha önceki kuşakların tarzında kıyafetler giyer. Çiftimiz, çocukluklarından kalma bir evi hatırlatan bir daire bulur. Hızla ülkenin günlük yaşamına ve geleneklerine entegre olurlar. Anlatıcı daha sonra çizimci olarak bir iş elde eder. Finansal sistem ve bireyin serveti tamamen şansa bağlıdır ve Çarkıfelek'i anımsatır. Bürokrasi bozulur ve başvurular biçimsel hatalar nedeniyle rafa kaldırılır. Anlatıcı daha sonra kuaförü de dâhil olmak üzere birkaç arkadaşını arar; bu kişi kuaförden çok bir filozoftur ayrıca. Anlatıcının ülkenin dışındaki bir arkadaşına göndermeyi planladığı bir mektup iki yıl sonra teslim edilemez olarak geri döner. Anlatıcı mektupta saat yasağını anlatır. Bu saat yasağı, ülkenin dini geleneklerinden biridir. Ancak kimse bundan bahsetmez; insanlar kaderlerine boyun eğerler. Çiftin komşuları arasında çirkin bir prenses, yaşlı bir hizmetçi ve bir öğrenci vardır. İkisi de çiftin hayatını zorlaştırır. Bir diğer olumsuz yön ise özellikle anlatıcının eşini korkutan geceleri duyulan seslerdir. Kadın, Patera'yı görür ve giderek daha fazla endişelenir. Buna, paraları bittiği için çiftin korkunç mali durumu da eklenir. Son olarak, eşi yakındaki bir kuyunun perili olduğunu iddia eder ve adamımız bir mandıraya gider ve orada mahzende ihmal edilmiş bir atla karşılaşır, at yanından hızla geçerek onu ölümcül bir korku içinde bırakır. Atla karşılaştığı koridor doğrudan kahveye çıkar ve burada "beyaz atkılı yaşlı, saygın bir beyefendi" ona buradaki herkesin büyü altında olduğunu söyler. Kadının durumu kötüleşir ve dağlara bir geziye çıkmaya karar verirler. Ancak yolda, kadın bu atmosferin kendisini daha da kötü hissettirdiğinden yakınır ve geri dönerler. Anlatıcı daha sonra eşine yardım etmesini istediği Patera'ya ulaşır. Adamımız kısa bir süre sonra Patera'ya mutlu olup olmadığını sorduğunda, Patera "Bana bir yıldız ver, bana bir yıldız ver!" diye bağırmaya başlar ve çeşitli ülke sakinlerine dönüşür, bunun üzerine adam kaçar. Anlatıcı geri döndüğünde eşinin ölmekte olduğunu görür ve nispeten kısa bir süre sonra ölür ve gömülür. Herkes adamımıza onu unutmasını tavsiye eder. Aynı gece, kendini başka bir kadına teslim eder. Adamımız “Dış Yerleşim” diye bir yer duyup oraya gider ve burada Mavi Gözler'le (Rüya Ülkesi’nin yerli sakinleri) karşılaşır. Anlatıcıya çok sakin görünürler; daha sonraki zamanlarda, kendi huzursuzluğundan kaçmak için sık sık bu sakinliğin görüntüsünü arar. Mavi Gözler'in felsefesi anlatılır: “Dünya hayalidir” derler. Adamımız muhteşem bir rüya görür, ancak bu rüya kafa karıştırıcı ipuçlarını takip eder ve muhtemelen romanın son bölümlerinin habercisi olabilir.
“Rüya Ülkesi’nin Çöküşü” adlı son ana bölümde; Amerikalı çok zengin bir muhalifle (Herkules Bell) karşılaşıyoruz. Bu, onun Patera ile benzer bir statüye sahip olduğunu gösteriyor. Bell, bir bildiriyle bir devrim yaratmayı amaçlıyor. Dış dünya bu ülkeden habersizdir ve prenses gibi bazı sakinleri kayıp olduğu için onu bulmaya çalışılmaktadır. Bu arada Rüya Ülkesi sakinlerinin üzerine bir uyuşukluk çöker - ne yapıyorlarsa yapsınlar, uykuya dalarlar. Sadece Bell uyanık kalır. Ülke sakinleri uyandıklarında kendilerini uçsuz bucaksız bir hayvan cennetinde bulurlar. Gerçek bir veba, diyarı ele geçirir ve hayvanlar bir anlamda kontrolü ele geçirir. Ancak, ahlak yavaş yavaş azalır ve maddi şeylerin çürümesi başlar: küf ve mantar hem evleri hem de giysileri kaplar. Birçoğu ölür. Yiyecekler neredeyse yenmeyecek hale gelir, çünkü her yerde yeşil yaprak ve küf oluşur. Bir isyan çıkmaktadır. Çoğu ölür ve artık herkesin cesedini gömmek mümkün olmaz. Patera ve Bell dövüşür ve sonunda Bell'in kazanacağı anlaşılmaktadır. Rüya Ülkesi çöker. Kayalık bir mağarada, Mavi Gözler Patera'ya son saygılarını sunar ve Patera bir tanrının yanına yerleştirilir, ancak kimliğini çevreleyen gizem çözülmeden kalır. Metin yorumlamaya dair çeşitli ipuçları sunar, ancak nihayetinde açık kalır.
Sonuç kısmında ise dış dünya ve onunla birlikte güneş, eski Rüya Ülkesi’ni istila eder. Sadece birkaç insan hayatta kalır; prenses bir mumya olarak bulunur, ancak hayata geri döndürülebilir.
SPOLER SONU!
Spoiler kısmını okuduysanız olay örgüsü olarak özellikle Rüya Ülkesi’nde yaşananların tuhaflığını görmüşsünüzdür. Buradaki yoğun sembolizmden nasibinizi almak, distopik tuhaf bir fantazya okumak istiyorsanız kitaba buyurunuz. Özellikle Kafka sevenlerin bu kitabı sevebileceğini düşünüyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder