KİTAP TANITIMLARIM 242.
“FANTASTİK ÖYKÜLER” (Recits Fantastiques) – Theophile Gautier, Doğu Batı Y., 240 s., 2018.
7-8 yıl önce, yerli korku yazarımız Işın Beril Tetik tarafından, Eskişehir’de bir kitabevi etkinliği sonrası korku edebiyatı üzerine sohbette bana önerilmişti Gautier. Değerli önerisi için kendisine teşekkürlerimi borç bilirim. Kendi okuma listelerim ne kadar uzadıkça uzuyorsa ancak okuyabilmişim bu kitabı. Fransız yazar Theophile Gautier (1811-1872) yazarlığının yanında şair, tiyatrocu, gazeteci ve sanat eleştirmeniymiş. Romantizm ve Parnasizm akımlarının yanı sıra, sembolizm ve modernizm gibi diğer edebi akımlara da katkıda bulunmuş. “Ars gratia artis” (Sanat, sanat içindir) akımının bir temsilcisi olduğu da belirtiliyor.
Kitap 11 öyküden oluşuyor. 1831-1852 arasında yazar tarafından yazılan bu öyküler, kitaba da yazılma sırasıyla koyulmuş. Bilim ve sanat kitapları açısından kaliteli bir yayınevi tarafından basılmış olduğu da (Doğu Batı) gözümden kaçmadı. Bunlara paralel olarak fantastik, gotik romantik, gizem, korku-gerilim tarzlarındaki öykülerde Hoffmann ve Poe stili bir estetik göze çarpıyor. İlk öyküden sona doğru yazarın kalemindeki gelişim de görülebiliyor. Sanatçılığı, özellikle resimle ilgisi bazı öykülerde kullanılmış. Canlanan tablo, hayalet, vampir ve diğer yaratıklar, gerçek-hayal ikilemi, geçmiş-bugün meselesi, arzu, aşk, ölüm vs. karşımıza çıkıyor. Kaliteli bir dil var.
Kısaca bahsedeceğim öykülerden sırayla:
“Kahve Potu” adlı ilk hikâyede, anlatıcı Theodore, Normandiya'da geçirdiği konaklamayı anlatıyor. Şamdanlar, mumlar, canlanıp hareket eden, oturup kahve içen, dans eden tablo figürleriyle gotik-romantik ve fantastik bir öykü. Canlanan figürlerin içinde güzel bir kadına âşık olan Theodore onunla dans eder ama bu durum trajik bir sona neden olur ve finalde, evin geçmişinde yaşanan bir olayı ve bu güzel kadının (Angela) kim olduğunu öğreniriz.
“Onuphrius”, E.T.A. Hoffmann hayranı olan öykünün isim kahramanının başına gelenleri anlatıyor. Tutkulu bir romantik ve yazarın öykülerinin hayranı olan Onuphrius’un hayal-gerçek ikilemi, halüsinasyonları ve kötü son… Gautier’in Hoffmann’a hayranlığını ortaya koyan ironik bir fantastik öykü.
“Omphale” adlı hikâyede ise anlatıcı, 17 yaşındayken yaşadığı bir olayı anlatıyor. Ailesi onu birkaç hafta geçirmesi için eski rokoko tarzı bir evin sahibi olan amcasının yanına göndermişti. Bu öykü ile “Kahve Potu” arasında epey benzerlikler var. Burada bir duvar halısında tarihi bir karakter canlanıyor. Yine fantastik, gizem…
“Ölü Âşık Clarimonde”, sonradan vampire dönüşen Clarimonde adında güzel bir kadına âşık Romuald adında bir rahibin hikâyesi. Kan-hayat, ölüm, aşk, kişilik ikilemi, arzu, günah temaları var. Clarimonde karakteri tam bir femme fatale. Gotik romantik bir öykü.
“Afyon Piposu” ise anlatıcının (yazarın kendisi büyük ihtimalle) arkadaşının evinde kullandığı afyondan sonra yaşadığı geceyi anlatıyor. Uyuşturucu tripleri, sanrılar, rüya-gerçek dünyası iç içe…
“Çifte Şövalye”, garip, imgesel-simgesel bir hikâye. İskandinav coğrafyasında geçen, bir kontun kötücül bir ikiziyle olan çatışmasını konu ediyor. Şatolar, soğuk atmosfer, çingene, kuzgun, kehanet, iyi-kötü dikatomisi, aşk… Hoffmann’ın da sık işlediği doppelganger meselesi, hafif mitolojik ve fantastik bir karışımla servis edilmiş. Poe’nun “William Wilson” öyküsüne de benzerlikler az değil.
“Mumyanın Ayağı”, Paris’te bir antika dükkânından satın alınan, Mısırlı bir prenses olan Hermonthis'e ait olan mumyalanmış bir ayağın neden olduğu olayları anlatıyor. Antik Mısır’a bir yolculuk yapıyoruz ama hayal mi gerçek mi muamma. O coğrafyada o dönemde en çok üzerinde durulan konu olan ölümsüzlük, ana tema. Gizem-gerilim…
“Tek Rol İçin İki Aktör”, yazarın tiyatroculuğunu da bize hatırlatan, bir oyunda şeytan karakterini canlandıran oyuncunun yerini gerçekten şeytanın ele geçirmesini anlatıyor.
“Bir Gece Ziyareti”, bir akşam anlatıcı, uçma çalışmaları yapan mucit arkadaşıyla karşılaşır. Bilim insanı olan arkadaşı, aslında olağanüstü bir makine tasarlamış. Günümüzde bu öykünün ilginç bir yanı olmayabilir ama o zamanlar daha uçak icat edilmemişti sanırım.
“Haşhaşiler Kulübü” öyküsü de “Afyon Piposu” benzeri. Burada afyon yerine haşhaş var.
“Arria Marcella” adlı son öykü, Vezüv yanardağının püskürmesi sonucu küller altında kalan, İtalya’nın Pompei kasabasını ziyaret eden gençlerden birinin yaşadıklarını anlatıyor. Canlanan, küller altındaki fosil bir kadının peşinde, kendisini geçmişte bulur. Antik kent, okuyucuya gerçekçi ayrıntılarla sunuluyor. Yine geçmişe yolculuk ve o zamanlarda yaşayan bir kadına olan aşk meselesi var.
Favorilerim: Kahve Potu, Ölü Âşık Clarimonde ve Arria Marcella oldu.
Hezeyanlarla, tarihi-mitolojik-fantastik karakterlerle ve çeşitli sanat dallarıyla yoğrulmuş gotik gizem öyküleri okumak isterseniz Gautier’i deneyebilirsiniz.

Yorumlar
Yorum Gönder