KİTAP TANITIMLARIM 231.
“BİR ANTİKACININ KORKULU RÜYASI” (Ghost Stories of an Antiquary) – M. R. James, Otantik Y., 158 s., 1. Baskı, 2024.
Korku fanları için kaçırılmaması gereken bir yazar. Direkt okuyucuyu korkutmayı amaçlayarak yazan, hayalet öyküleriyle meşhur İngiliz Montague Rhodes James’ten (1862-1936) sekiz adet korku öyküsünden oluşuyor kitap. Yazarın, daha önce farklı yayınevlerinden basılan öykü derlemelerini de tanıtmıştım ve bu kitaptaki son öykü harici diğer 7 öyküyü daha önce okumuş olduğumu gördüm. Ancak, güzel öyküler bir araya toplandığı için bu kitap da alınabilir. Üstelik birebir orijinal derlemeden çeviri. Farklı kitaplardan toplanmış öyküler değil yani. Yayınevi birebir çevirseydi “Bir Antikacının Hayalet Öyküleri” olacaktı ismi ki buradaki antikacı da yazarın kendisi. Yazarın en sevdiğim 3 öyküsü de burada (“Düdüğü çal…”, “13 Numara” ve “Dişbudak Ağacı”). Biz yine tanıtalım, önceki tanıtımlarımızdan da yararlanarak…
Yazar, modern korku yazarlarını etkilemiş. Lovecraft’a göre hayalet öyküsünün zirvesi. Aslen akademisyen ve ortaçağ uzmanı olan yazar (bu yönünün izleri öykülerinde görülüyor), başlangıçta arkadaşlarını korkutmak için hikâyeler anlatıyormuş, sonradan yazmaya başlamış. James’in de etkilendiği kendinden önce hayalet öyküleri yazan Charles Dickens ve Sheridan Le Fanu’nun hayalet öykülerinde beliren, görünen varlıkların bir derdi vardır. Örneğin, yarım kalmış bir işi tamamlamak, intikam almak, uyarı, adaleti sağlamak gibi. James’in hayaletlerinin (ya da diğer yaratıklarının) öykülerdeki işlevi ise okuyucuyu (ve tabii öyküdeki karakter-ler-i) korkutmak. Hepsi kötücül… Kısa anlarda, belirli sahnelerde görünüyorlar. Öykülerin diğer ortak yönleri ise: gerçekten yaşanmış bir anekdot anlatır gibi sade dille anlatıldığı için güçlü gerçeklik hissiyatı, Kuzey Avrupa taşralarında kırsalda antik bir mekanda veya diğer kapalı mekanlarda geçmesi, başkarakter olarak sıradan ve oldukça saf bir beyefendi-bilim insanı (genellikle çekingen bir yapıya sahiptir) ve bir şekilde kilidi açan, gazabı çağıran veya en azından genellikle mezarın ötesinden gelen doğaüstü bir tehdidin istenmeyen dikkatini çeken eski bir kitabın veya başka bir antika nesnenin keşfi, sakince başlayıp sonra yavaşça artan ve doruğa ulaşan tekinsizlik ve dehşet, terör ve şiddet.
Kitabın kapağı çok kötü. Yapay zekâya tasarlatılmış gibi geldi bana. Şu işten bir an önce vazgeçilmeli. Yeni albüm kapaklarının bazılarında da görüyorum. Neyse… Öykü listesi şöyle: “Rahip Alberic’in Not Defteri”, “Kayıp Kalpler”, “Mezzotint”, “Dişbudak Ağacı”, “13 Numara”, “Kontmagnus”, “Ah, Düdüğü Çal ve Ben Yanına Geleceğim Evladım”, “Başrahip Thomas’ın Hazinesi”.
Ben, en iyilerinden başlayacağım. Okuduğum en iyi hayalet öykülerinden, kitaptaki favorim, “Ah, Düdüğü Çal ve Ben Yanına Geleceğim Evladım”: 2 yataklı sakin bir otel odasında kısa bir tatil yapan bir üniversite profesörü etrafta gezer, araziyi incelerken ufak bir kazıyla kadim bir düdük bulur. O arazi de geçmişte gizli bir tarikatın yapılandığı yermiş. Düdüğün üstünde Latince bir şeyler yazmaktadır. Profesör dili çözer: “Kimdir bu gelmekte olan? Öğrenmenin yolu düdüğü çalmak!” Tereddütle düdüğü çalar…Ne gelecektir acaba? Sonrası için öyküye buyurun… Uykularınız kaçabilir!
Diğer favorim, yine çok güzel bir hayalet öyküsü, “13 Numara”: Danimarka’da kırsalda bir oteldeyiz bu kez. Batıl inançlardan dolayı otelde 13 numaralı oda yok. 11-12-14-15 diye gidiyor… Ana karakterimiz 12 numaralı odada kalıyor. Bu, oldukça geniş bir oda ama geceleri biraz daralıyor sanki ve yan odadan garip sesler geliyor. 13 numaralı odadan… Sigara içmeye pencereye çıktığında da arkadan gelen ışıktan dolayı karşı duvarda kendi yansımasını görebiliyor karakterimiz. Tabi yan odadakileri de… Lobiye 13 numarada kimin kaldığını sorduğunda ise tahmin ettiğiniz gibi otelde o numarada bir oda olmadığı yanıtını alıyor. 14 numaralı odada kalanlara uğruyorlar, onlar da aynı sesleri duyuyor… Gerisi için öyküye buyurun.
Üçüncü favorimde ise korku nesnesi hayalet değil, gerçekte var olan bir hayvan. Daha doğrusu bu hayvanların sürüsü ve abartılmış hali. Bazı fobileriniz varsa benim gibi kaşınmaya başlayabilirsiniz… Söz konusu öykü, “Dişbudak Ağacı”. Evinin yanındaki dişbudak ağacının üzerine geceliğiyle çıkıp kendi kendine bir şeyler mırıldanarak dallarını kesmeye çalışan yalnız yaşayan ev sahibi kadın, görenlerin şikâyetiyle cadı olarak idam edilmiştir geçmişte. Sonrasında da yine o evde korkunç olaylar yaşanmıştır. Zaman ilerlemiş, büyük bir konak yaptırılmıştır. Büyük dişbudak ağacı halen evin arka odalarından birine bakan pencereye yakın bir yerde durmaktadır. Evin yeni soylu sahibi, ışık görmeyen, rahat uyuyabileceği bir oda aramaktadır konakta. Odayı bulur tabii. Penceresinden dişbudak ağacının görüldüğü odadır ve uzun zamandır kapalıdır. Hizmetçinin uyarılarına rağmen o odayı hazırlamasını ister. Hava sıcak olduğundan pencereyi de açık bırakır. Ertesi gün korkunç bir sabahtır… Dişbudak ağacının sırrı ne acaba? Gerisi öyküde… Korkunç… Uzunca final sahnesinde dehşet üstüne dehşet var. Üstelik dehşete yalnız başına bir kişi değil kalabalık bir grup dâhil oluyor. Bu öyküde korku şölenini başlatan ses çok etkili kullanılmış, gerçekten duyuyormuşsunuz gibi kulaklarınızda çınlıyor. Tıpkı görüntünün de canlandığı gibi.
“Rahip Alberic’in Not Defteri” adlı öyküde yine hayaletten ziyade tarantula-insan karışımı bir melez yaratık rol alıyor. Bir İngiliz turist, Fransa’da bir katedralde bir el yazması satın alıyor. Bunun uzun zaman önce, eski katedral kütüphanesinde çalışan Rahip Alberic tarafından yaratıldığı sonucuna varıyor. Kitabın arkasındaki Kral Süleyman'ın ve bir iblisin rahatsız edici çizimi, hikâyenin sürükleyici gidişatının anahtarı…
“Kayıp Kalpler”, kitaptaki en edebi korku öyküsü… Bir taşra malikânesine kuzeninin yanına giden öksüz bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Kuzeni, geç antik çağın büyüsel-dini uygulamaları konusunda münzevi bir uzman. Okült güçlerin kazanılması ve ölümsüzlüğün kazanılması konusunda takıntılı. Simya ve ölümsüzlük arayışı temaları var. Öykünün ismindeki kayıp kalpleri mecazi olarak duygusal algılıyoruz ama gerçekten fiziki anlamda kayıp olan kalplerden bahsediyor aslında. Çocuğun gördüğü çingene bir kız ile İtalyan gezgin bir çocuğun hayaletinin kalplerinin olması gereken yer boş. Çıkarılıp sökülmüş yani. Gerisi öyküde… Arka planda epey bir ezoterik tarihi bilgi mevcut.
“Mezzotint”, yine lanetli bir nesnenin getirdiği gazapla ilgili: Bir sanat tüccarından alınan, oldukça rahatsız edici bir gravür… Ona her bakıldığında değişiyor. Gravürün geçmişteki korkunç olaylarla bağlantısı ve laneti için öyküye buyurun.
“Kontmagnus”: Burada da İsveç’te bir gezgin yine geçmişteki bir lanete maruz kalıyor. Gizemli ve uğursuz olan figür ise Magnus adındaki kont. Merakına yenik düşüp olayları deştikçe başına daha büyük bela açar tabii gezginimiz. Yine Okült, lanet ve kötülük tarihi var öyküde.
“Başrahip Thomas’ın Hazinesi” adlı son öykü ise ilk defa okuduğum tek öyküydü kitaptaki. Bir ortaçağ tarihi bilgininin, bir akademisyen arkadaşına anlattığı korkutucu hikâyeyi okuyoruz. Bir manastır kütüphanesini ararken, gözden düşmüş bir başrahibin gizli hazinesini nasıl keşfettiklerini ve bu hazineye nasıl ulaştıklarını anlatıyor bilgin. Tabii hazineye ulaştıktan sonra yaşanan korkunç olayları da…
Sonuç olarak, ezoterik bilgiler ve kadim-lanetli nesnelerle, hayalet ve diğer gizemli yaratıklarla haşır neşir olan her korku severe yazarı ve kitabı tavsiye ediyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder