KİTAP TANITIMLARIM 224.
“KANINDAN BİRAZ” (Some of Your Blood) – Theodore Sturgeon, İthaki Y., 126 s., 1. Baskı, 2023.
Kitabın ismi ve kapağını görünce ilk aklınıza ne geldi? “İşte bir vampir romanı” dediniz benim gibi. Yanıl(ma)dınız! Anlatacağım… Önce yazardan bahsedelim. ABD’li Theodore Sturgeon (1918-1985) , günümüzde pek bilinmese de, yirminci yüzyılın ortalarında özellikle bilimkurgu sevenler tarafından epey tanınıyormuş. Ağırlıklı olarak bu türde eserler veren yazar, gizem-gerilim-korkuya da el atmış. Orijinal “Uzay Yolu” dizisinin de birkaç senaryosunu yazmış. Elimdeki kısa roman ise 1961’de yayımlanmış ilk olarak.
Tarz konusunda etiketler yapmadan olmaz; korku romanı mı diye düşünüyorum, biraz. Arka kapakta, Korku Yazarları Derneği (Horror Writers Association / HWA) tarafından “Tüm Zamanların En İyi 40 Korku Kitabı” listesine dâhil edildiği ve vampir edebiyatının dönüm noktalarından biri olduğu yazıyor. Bunlar bana fazla iddialı geldi kitabı bitirince. Hem, 40 ne ki zaten, az mı? Vampir edebiyatının dönüm noktası da iddialı, tam anlamıyla vampir edebiyatı da sayılmaz zaten. Gerçekçi bir vampirizm var ama evet. O zaman, “Kanından Biraz”, romantizmden biraz realizmden biraz diyebiliriz. Korkudan biraz, dramdan biraz, gerilimden biraz, gizemden biraz, hatta mizahtan biraz… Fakat gelin görün ki, kitabın tarzını mükemmel yansıtacak bir etiket söyleyebilirim: psikanalitik gerilim! Günümüzde bilindik bir etiket, psikolojik gerilim. Ne demek istediğimi anlarsınız. Psikolojiyi psikanaliz yapın. Kitabın yazıldığı yıllarda zaten şu andan daha etkiliydi psikanaliz. Hayır, vampirin kurbanını emmesinin bebeğin annesinin memesini emmesinin metaforu yok, hemen atlamayın. Çocuklukta yaşanan travmatik olayların, yetişkinlikteki zihinsel yapıyı etkilemesi ve davranışsal sapmalar meydana getirmesi var. Şu halde, okuyacağınız kitapta doğaüstü bir yapı olmadığını anlamış oldunuz.
Lafı fazla uzattım. Kitap, George Smith takma adında (gerçek adı Bela!) genç bir askerin gizemli geçmişine ve sırlarına odaklanıyor. İçine kapanık, sosyopat biridir ve izinlerini diğerleri gibi şehirde geçirmek yerine ormanı ziyaret ederek geçirir. Bunu fark eden komutanı ona ormana neden gittiğini sorar ve bu soru George’un ona saldırmasına neden olur. Gizemli özel alanına girilmiştir. Böylece ordu psikiyatristine götürülür. Bu doktor, George’la yaptığı terapilerle birlikte onun mektup, belge ve notlarını toplayarak dosyasını hazırladıkça aile içi şiddetle geçen travmatik çocukluğunu, çarpık aşk hikayesini ve herkesten gizlediği korkunç saplantısını keşfeder.
Çözülen gizemin ne olacağı ve ne şekilde olacağını tahmin etmek zor değil ama kitap ilerledikçe gelişiyor bu daha çok. Kurguda, önce okuyucuya aktif rol üstlendirerek başlanması (sanki biz gizli bir odaya girip gizli bir belgeyi buluyoruz ve okumaya başlıyoruz gibi) fikri güzel. Bulduğumuz belge, George’un geçmişini anlatmaktadır ve kitap boyunca bir yere kadar geçmişten günümüze bunu okuyoruz, sonra olay bugüne dönüyor. Bu hayat hikâyesini okurken bir takım gariplikler ya da boşluklar seziyoruz ve bunlar da sonradan ortaya çıkıyor. Çünkü George kendisi yazmıştır hayat hikâyesini ve bu boşlukları kasıtlı bırakmıştır. Psikiyatrist bunu fark edecektir. Sonrası psikiyatristin George ile seansları, komutanla yazışmaları üzerinden ilerliyor ve sırlar açığa çıkarılıyor. Bu şekilde iç içe geçişli yapıyı da beğendim. Mektuplar gibi yazılı belgeler üzerinden romanın ilerlemesi hemen akla “Drakula” etkilenimini getiriyor bir de. Doktor ve komutanın yazışmalarındaki mizahi yapı ve tartışmalar da ilgi çekici.
Psikanaliz gözlüğüyle bakınca her şey güzel görünüyor. Freud’un ya da Lacan’ın bir vakasını okumak gibi. Peki, ama edebiyat gözlüğüyle, korku gözlüğüyle ne kadar başarılı? Yani psikanaliz dozu, bilimsel doz, edebiyatı ezecek kadar fazla. Bu, bazılarına “vay canına” dedirtebilir ama bana değil. Atmosfer geri planda, iyi bir dil-üslup var diyemem, macera dozu düşük, vampirizm dozu belki de en düşük vampir romanı. Psikanalizle tekinsizin buluşmasının güzel bir örneği olan E.T.A. Hoffmann’ın “Kumadam” öyküsünü düşündüm (ki Freud bunu ünlü “Tekinsizlik Üzerine” makalesinde uzunca yorumlamıştı). Orada durum tam tersiydi. Psikanaliz, öykünün altını zihinsel küreğimizle kazarak çıkardığımız bir yapıydı. Atmosfer, tekinsizlik, olay örgüsü, gerilim ön plandaydı. Burada öyle olmamış maalesef. Psikanalitik bir vaka okuyor gibiyiz korku romanından ziyade. Buna rağmen, aile ve aşk hayatının anlatıldığı bölümlerin dramatikliği ve gerilim-gizem konusunda elle tutulur. En güçlü tarafları ise, George’un insanlardan uzak durmayı tercih etmesi ve yalnızlığa zorunlu hissetmesini anlattığı bölümler. Bir şeyleri anlatmayı değil, susmayı tercih etmekte, kimsenin anlamayacağını düşünmekte. Diğer iyi bir yanı ise George’un gizli eylemlerinin ona kattığı bilginin metinlerdeki yansıması: çeşitli hayvanların tavır ve davranışları! Gözlem ve takipteki yeteneğini de ekleyelim ve hayvanseverlere kitabı önermediğimizi de belirtelim.
Doğaüstü olmayan kısa bir vampir romanı okumak isteyenler, tekinsiz kurguyla birlikte psikanaliz sevenler göz atabilir.

Yorumlar
Yorum Gönder