KİTAP TANITIMLARIM 220.
“CEHENNEM EVİ” (Hell House) – Richard Matheson, İthaki Y., 263 s., 1. Baskı, 2020.
Norveç asıllı, ABD’li Matheson (1926-2013), bir önce tanıttığım Charles Beaumont gibi, “Güney Kaliforniya Grubu Yazar Topluluğu” grubundan ve 20. Yüzyılın önemli fantezi, korku, bilimkurgu türü yazarlarından birisi. Yine Beaumont gibi, “Alacakaranlık Kuşağı” dizisinin birçok bölümü ile birlikte özellikle korku sinemasında senaryolara sahip. Kendi öykü, romanları da ekranlara uyarlanmış yazarın en bilindik eseri, 3 kez uyarlanan “Ben, Efsane” (I Am Legend). Stephen King’in en sevdiği, etkilendiği yazarlardan birisi; ayrıca Roger Corman ve Spielberg gibi yönetmenleri etkilemiş. Beaumont’un yaşayamadığı uzun bir hayatı yaşayıp, birçok ödül almış.
“Cehennem Evi”, paranormal korku-gizem tarzında. Doğaüstü fenomenlerin cirit attığı bir lanetli ev romanı, bir parapsikoloji kurgusu. Aralık 1970’de bir haftalık zaman diliminde geçiyor. Zaten, kitap da 1971’de yazılmış. 1973’te, “The Legend of Hell House” ismiyle filme uyarlanmış. Roman, geçmişte meydana gelen korkunç olaylar ve sapkınlık eylemleri nedeniyle eve "Cehennem Evi" adı verilmiş olan, nam-ı diğer “Belasco Evi”nde geçiyor. Ölüm sonrasına inanan ve merak eden zengin, yaşlı bir iş insanı tarafından bu evdeki gizemi açığa çıkartmak için seçilmiş ve yüklü miktarda para verilecek 3 kişi ve birisinin eşi de dâhil 4 kişi, bu eve giderler: doğaüstü kurguların klişe karakterlerinden, maneviyatçılığa küstahça inanmayan bilim insanı, fizikçi Dr. Lionel Barrett ve eşi Edith; medyum Florence Tanner ve 30 yıl önce evi ziyaret eden gruptan hayatta tek kalmış olan Benjamin Franklin Fischer… Dolayısıyla, 2 kadın-2 erkekten oluşan bu grup, dünyanın en tehlikeli perili evi olarak kabul edilen Maine'deki meşhur Belasco Evi'ne gidiyorlar. Daha girişten, “Tepedeki Ev” romanına benziyor. Karakterizasyonu ve olayın başlangıcı aynı ama devamı değil.
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Maine eyaletine bağlı bir kırsalda yer alan, uğursuz, penceresiz Cehennem Evi, geçmişte birçok sapkınlık ve şiddet olayına sahne olmuş. Sırlarını araştırmak için önceden yapılan 2 keşif gezisi felaketle sonuçlanmış. Ziyaretçiler; cinayet, intihar ya da delirmeyle yok olmuş (1 kişi hariç - Fischer). Ev, Emeric Belasco'nun sessiz etkisi ve denetimi altında. Romandaki karakterlerimiz, Belasco Evi’ne sisler içinde bırakılır. 1 hafta sonra kapıdan alınacaklardır. O zamana kadar evde zaman geçirmek durumundadırlar. Hızlıca, özellikle geceleri, olaylar cereyan eder. Çeşitli paranormal fenomenler tezahür eder. Bir yandan da bazı sırlar çözülür. Emeric’in geçmişte evde sapkınlık, cinayet, uyuşturucu ve seks partileri, yamyamlık gibi bir ton eylem gerçekleştirdiği ortaya çıkıyor. Bu arada oğlu Daniel Myron Belasco'nun sözde cinayeti ve eve giren insanların çoğunluğunun ziyaretlerinin sonunda neden öldüğüne dair bulmaca gibi başka gizemler de bulunacak.
Bizim araştırmacılar evin hayaletlerini araştırmaya çalışırken, akıl sağlıkları da evin uğursuz doğaüstü etkisi tarafından baltalanıyor. Medyum Florence, evde hayaletler olduğuna emindir, onlardan kurtulmanın yollarını parapsikoloji temelinde arar. Aksine, Lionel ise bir nevi enerjiyle ilgili problemler olduğunu düşünerek evdeki enerjiyi bertaraf etmenin yollarını fizik temelinde arar. Sırf bunun için bir makine icat ettirip eve yerleştirmiştir (Reversor Makinesi). Bu süreçte sürekli farklı mahiyette temas ve saldırılara maruz kalır ziyaretçiler. Ayrıca ev, misafirlerinin en derin arzularını istismar ediyor ve karakterleri birbirine düşürmeye çalışıyor. Soruşturma sırasında, her karakterin kişisel zayıflıklarını etkilemeye başlıyor: spiritüalizme olan inancı ve evi kötülükten kurtarma konusundaki aşırı hevesi nedeniyle Florence; doğaüstüne inanmaması, bilime aşırı güveni, dikkatsizliği, zayıflamış fiziksel durumu (gençken çocuk felci geçirmiş) ve evi kurtarmak için inşa ettiği Reversor makinesinin gücü aracılığıyla Dr. Barrett; kişisel korkuları, güvensizlikleri ve bastırılmış cinsel arzuları aracılığıyla Edith ve dikkat olarak adlandırdığı kasıtlı eylemsizliği nedeniyle Fischer... Cehennem Evi'nin gücü, duvarları sınırlarına girenleri yok etmeden önce hem zihinsel hem de fiziksel olarak yozlaştırma yeteneğinden geliyor. Edith, bastırılmış cinsel arzusunun açığa çıkmasıyla nemfomanik bir karaktere dönüşür. Korkunun cirit attığı roman, bazı bölümlerde erotik-pornografik panoramaya dönüşür. Cinsiyetçi, saldırgan ve rahatsız edici kısımlar olduğunu belirtmeliyim. Finalde tüm gizemler çözülecek ama karakterlerin hepsi sağ kurtulamayacaktır. Bitmiş gibi görünen olayların (korku filmlerinin çoğunda alışkın olduğumuz üzere), eve yeniden dönüşte aslında öyle olmadığı, bir tuzak olduğu ortaya çıkacak ve kitap boyu durulmayan şiddet, sonda da devam edecektir.
SPOILER SONU!
Şimdi insan sormadan edemiyor: para bu kadar önemli mi de canınızı tehlikeye atıyorsunuz? Hele ki Fischer; sen 30 sene önce şu evden tek başına canlı çıkmışsın, canına mı susadın yahu da tekrar gidiyorsun? Peki, bu tayfanın evde bir başlarına bırakılıp, verilen süre dolduğunda kapıdan tekrar alınacak olmalarına ne demeli? Bir nevi orada kapana kısılmış durumda bırakılıyorlar. Hem, karakterler başka çare kalmadığında neden kaçamasın? Sanırsın, ev ıssız adada. Bir de yaralanacak, ölecek belki bu insanlar. Bir polis, bir ambulans falan ulaşımı olmaz mı? İşte bunlar olduğunda, kurgu sadece kurgu olarak kalıyor. Gerçekçiliğini yitiriyor. Lovecraft’ın belirttiği gibi, ne kadar imkânsız olursa olsun bir öykü/romanın yapıları mantıksız olmamalı. Böylece Matheson mantığı bir kenara bırakarak, korkuya maruz kalacak karakterlerinin ondan kaçmalarını imkânsız kılarak savaşmalarını sağlıyor. Çıkışı imkânsız klostrofobik bir ortamda ayrıca okuyucuya birçok tekinsiz sahne gösteriyor.
Matheson’ın sinemayla bağından olsa gerek; romanda tempolu korku sahneleri, paranormal olaylar cirit atıyor, bir hayli fazla. Yani sanki film senaryosu olarak yazılmış. Çözülen bazı gizemler ve evin, karakterlerin özelliklerine göre oynadığı oyunları saymazsak roman neredeyse tamamen bu yapı üzerine kurulu diyebilirim. Okuduğum romanlar içinde korku sahneleri en fazla olanı olabilir. Kitabın ortalarındayken bile bundan yorulmuşken, kalan bölümde daha bile arttı. Tabii bir de erotik yapılar barındırıyor, çok fazla cinsel şiddet var. Sadece bu kitap temel alındığında dil-üslup olarak özgün bir şey göremediğim gibi acaba bir kurmacada durmaksızın cereyan eden korku sahneleri korkutuculuğun lehine mi aleyhine mi çalışıyor diye sormadan edemedim. Yani, perde arkasındaki gizem ve kötülük daha etkileyici olabiliyor çoğunlukla. Kitaptaki korku sahneleri okuyucuyu değil, kitaptaki karakterleri korkutuyor; belki de amacı o. Stephen King’in “Rose Red Konağı”nda kesinlikle bu romandan etkilendiğini düşünüyorum. Oysa bir “Yürek Burgusu” (Henry James), bir “Tepedeki Ev” (Shirley Jackson), hem yazarların üslubuyla, hem de tekinsizliğin satırların arkasında gezmesiyle çok daha başarılı tekinsiz ev anlatıları olarak duruyorlar türün tarihinde.
Tabii, yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim. Hep yerdik, romanda güzel şeyler yok mu? Abartılı görünse de bazı ekstrem yapıların 70’lere ait bir şeyleri yansıttığı ortada. Mesela çok fazla şiddet olayı, o dönemlerde patlayan slasher filmlerindekilere benziyor. İlgileniyorsanız, epey bir parapsikoloji malzemesi de var. Örneğin Belasco Evi’nde daha önce gözlemlenmiş psişik olayların kitapta 2 sayfaya yayılan listesinin bir kısmı: “astral bedenler, bedensiz sesler, bilokasyon, demateryalizasyon, durugörü, ektoplazma, hayaletler, katalepsi, havaya yükselme, ölülerin el yazısını taklit, parakinezi, poltergeist, psişik temaslar, rüyayla iletişim, stigmata, telekinezi, vücutta yazı…” Bu ve medyum Florence karakterinin romandaki uygulamaları, yazarın ilgili konularda epey araştırma yaptığını, konulara hâkimiyetini gösteriyor. Bu tarza katkı sağlayan bilim-sözdebilim, doğa-doğaüstü çatışması yine romanın dikkate değer yönlerinden. Evin sahibi Emeric Belasco’nun hikâyesi, geçmişte bu evde yaşananlar ve bunlara dair çözülen gizemler yine kurgunun elde tutulacak yönlerinden. Bastırılmış cinsel arzuların açığa çıktığı erotik sahneler de kötülüğün anti dogmatik, kutsala karşıt doğasını pekiştirmesi açısından güzeldi. Fakat bu bölümlerle ilgili yayınevi ve çevirmene söylemek istediğim bir şey var: “Sikişmek istiyorum”, “Tanrı yarağını ağzıma soksun” diye cümleler okumak pek hoş olmuyor. Argo cümleler daha uygun şekilde çevrilebilir. Edebi bir şey okuyoruz, porno dergisi değil. Ben kesinlikle sokakta ağızlardan çıkan her ifadenin olduğu gibi yazılmasına karşıyım. Öyle söyleniyor olabilir de öyle yazılmıyor. Seviyesiz, kalitesiz hissettiriyor bu durum eserleri…
Kitabın finalinde her şey açık ve net şekilde çözülüyor. Gizemli ya da ucu açık bir şey kalmıyor. Girişi ve gelişmesi gibi finali de hızlıca ve tempolu bitiyor. Finali de sevmediğimi belirtmek isterim. Meşhur olmasına rağmen, eminim ki Matheson’ın en iyi işi bu roman değil. Alacakaranlık Kuşağı’nda çok iyi senaryoları var, “Incredible Shrinking Man” (İnanılmaz Küçülen Adam), her daim çok güzel ve sürükleyici bir iş vs. Belki gençken okusaydım, daha çok sevebilirdim kitabı ama gerçekten türün daha kaliteli eserlerini okuyunca bu biraz geride kaldı, bazı şeyler de komikliğe varan bir abartıymış gibi geldi (ki yazarın mizah gibi bir amacı yok kitabın hiçbir yerinde, gayet ciddi tonda yazıyor). Kitabı bitirmemin hemen ardından filmi de izledim. Orta karar… Atmosferi ve görselliği güzel, oyuncular başarılı ama korku etkisi, kitabı yansıtması ve yönetmenlik konusunda sorunlu. Şiddet sahneleri gibi, Edith’in cinsel arzusu ve sahneleri de epey yumuşatılmış filmde. Kitaptaki korku sahnelerin bazıları da filmde yok. Dolayısıyla, tüm perili ev filmleri içinde üst sıralara oynayamaz. Kitabın basımıyla ilgili olarak eklemek istediğim bir şey de, arka kapaktaki çok koyu renk üzerine siyahla yazılmış yazıların zor okunduğu.
Sonuç olarak, “Belasco Evi”, çağdaş tekinsiz kurguda bilindik, önemli bir perili ev sayılmasına rağmen, ne bir “Bly Malikânesi” ne de “Tepedeki Ev”… Klasikleri bir yana bırakırsak, eğer iyi bir modern-çağdaş perili ev romanı okumak istiyorsanız önce “Yürek Burgusu” ve “Tepedeki Ev” gibi daha iyilerini öneririm. Sonra buna bakabilirsiniz. Ama yok, ben Stephen King “Rose Red Konağı” tarzı işleri seviyorum diyorsanız buyurun.

Yorumlar
Yorum Gönder