KİTAP TANITIMLARIM 211.
“KORKUNUN FELSEFESİ” (Frykt: Et filosofisk essay) – Lars Fr. H. Svendsen, Redingot Y., 187 s., 3. Baskı, 2017.
“Dolendi moduz, timendi non item (Acının sınırı vardır ama korku sınır tanımaz).” – F. Bacon
Bir önceki tanıtımımda korkunun psikolojisine bakmış, fobileri irdelemiştim. Şimdi de korkunun felsefesine göz atalım. Nasıl ki bir önce tanıttığım kitabı bir psikiyatr yazdıysa, bunu da bir felsefeci yazmış. Yazar, Norveç Bergen Üniversitesinde felsefe profesörü. Korku kavramını özellikle çağdaş dünya üzerinden toplumsal olarak ele alıyor, yani gerçek korkularla okuyucuyu yüzleştiriyor. Felsefe, bilim, politika, sosyoloji, edebiyat vb. birçok alanı deşerek korkunun rolüne eğiliyor. Korku duygusunun altında yatan fikirleri ve arkasında saklanan sorunları araştırıyor.
Önsöz haricinde yedi bölümden oluşuyor kitap. Önsöz’de neden böyle bir kitap yazdığını anlatıyor yazar. Felsefede kaygı kavramı geleneksel olarak konu edinilmişken korku kavramı üzerine yeterli çalışma olmadığını belirtiyor. Oysa korkunun günümüzde kaygıdan ziyade kültürel ve siyasi açıdan daha önemli sonuçları olduğunu söylüyor. Postmodern toplumlarda korkunun, özgürlüğün altını oyduğunu belirtiyor. Kitapta; korkunun ne tür bir duygu olduğunu, günümüz kültüründe oynadığı rolü ve özellikle de bu duygunun siyasi olarak nasıl kullanıldığını anlatmaya çalıştığını söylüyor. “Korku Kültürü” adlı ilk bölümde korkunun nasıl da dünyayı değerlendirdiğimiz bir nevi büyüteç haline geldiğini izah ediyor. Toplumsal olarak en güvenli ülkelerde bile korku duygusunun nasıl yaşadığına değiniyor. Örneğin, havaalanlarındaki aşırı güvenlik önlemleri gibi olgulara değinerek terör ya da nükleer saldırı gibi potansiyel korkularımızdan bahsediyor. Uçaklarda kabine çok sınırlı miktarlar haricinde sıvı alımına izin verilmemesinin nedeninin sadece bir defa ve eyleme geçmeden yakalanmış bir terör saldırısı planı olduğunu biliyor muydunuz?
“Korku Nedir?” başlıklı ikinci bölümde ise nörobiyolojiden fenomenolojiye kadar birçok farklı yaklaşım altında, korkunun ne tür bir fenomen olduğu inceleniyor. Bu bölüme benzer bir bölüm “Korkunun Psikolojisi” kitabında da vardı. Korkunun evrimsel ve biyolojik işlevi, filozoflar ve bilim insanlarının korku kavramına yaklaşım örnekleri, korkunun duygusal ve fiziksel nedenleriyle yansımaları gibi kısımlar karşımıza çıkıyor. Üçüncü bölüm olan “Korku ve Risk” ise toplumda korkunun rolünü irdeleyerek riskleri asgariye indirme girişimlerinin nasıl da us dışı çehreye büründüğünü gösteriyor. Burada risk kavramı, çağdaş dünyadaki bazı büyük terör olayları, salgınlar, diğer toplumsal tehlikeler irdeleniyor. Kitabın en sosyolojik bölümünü oluşturuyor bu kısım.
Benim en çok ilgimi çeken bölüm ise “Korkunun Cazibesi” adlı dördüncüsü oldu. Bu bölümde; paradoksal olarak, toplumsal hayatta sakınmamıza rağmen isteyerek korkunun peşinde koştuğumuz gerçeği ve bu alanlar inceleniyor. Evet; edebiyat ve sinema burada. Neden korku filmleri izlemek, korku kitapları okumak ya da ekstrem tehlikeli sporlar yapmak bize çekici gelir? Kitapta en sevdiğim soru ve cevabı bu bölümde. Stephen King, Oscar Wilde, De Quincey, Baudelaire, Rilke, Giger ve filozoflar Aristo, Kant, Nietzche ve niceleri (J) bu kısımda. Korkunun felsefesi yapılan bir kitapta mutlaka olmasını beklediğim, korkunun estetik açıdan irdelenmesi, yine oldukça keyifle okuduğum kısımlar oldu. Bir sonraki bölüm “Korku ve Güven” adını taşıyor. Burada güven kavramına göz atılarak, korkunun bu duygu üzerindeki baltalayıcı etkisi inceleniyor. Bunun korkunun alanını genişlettiğini ve toplumsal ilişkiler üzerine parçalayıcı bir sonuç doğurduğunu anlatıyor yazar. Konu hakkında yazılmış kitaplardan örnekler de veriyor. “Korku Politikaları” adlı altıncı bölümde ise, siyaset felsefesine giriyoruz. Korkunun siyaset felsefesi ve politikacıların elindeki önemi, hem terörde hem de teröre karşı savaşta nasıl kullanıldığı, korkunun toplumdaki bütünleştirici rolü irdeleniyor. Korkuyu bütün medeniyetin temeli olarak görüyor, siyasilerin korkuyu kullanarak halkı nasıl manipüle ettiğini anlatıyor yazar. Hobbes, Machiavelli, Montesqieu gibi bu konu hakkında olmazsa olmaz filozofların düşünceleri inceleniyor. Night Shyamalan’ın “Köy” (The Village) filmi de konuyla bağlantılandırılarak inceleniyor. Burada anlatılan diğer meseleler: terör kavramı, bir eylemin terörizm sınıfında yer alması için taşıması gereken özellikler, hukuk, politikacılardan örnekler vs. Son bölüm, “Korkunun Ötesi”, korkudan bir çıkış yolu olup olmadığını, korku iklimini dağıtıp dağıtamayacağımızı soruyor. Hümanist iyimserliğin izlerini taşıyan daha aydınlık, daha az ürkütücü bir gelecek mümkün mü?
Sonuç olarak korku kavramını bireyselden ziyade siyaset felsefesi, sosyoloji, etik ve biraz da sanattaki tezahürleriyle birlikte estetik olarak irdeleyen; konuyla ilgilenen her okuyucunun rahatça ve ilgiyle okuyabileceği hafif bir felsefe kitabı. Teknik terimlerde boğulmuyor ya da akademik bir kaygı taşıyor gibi görünmüyor. Genel kültürümüze hitaben…
Cartman: “Korkuyu, emirlerimi yerine getirsinler diye halkı manipüle etmek için kullanıyorum.”
Bart Simpson: “Ha, terörizm gibi bir şey değil mi?”
Cartman: “Dostum, terörizm gibi değil; terörizmin ta kendisi!” – South Park (2006)
“Korku her zaman varlığını devam ettirir. Bir insan içindeki her şeyi yok edebilir; aşkı, nefreti, inancı, hatta şüpheyi bile; ama hayata tutunduğu sürece korkuyu yok edemez. Berbat korku onun varlığını istila eder, düşüncelerinde çınlar, kalbinde pusuya yatar, dudaklarında son nefesinin verdiği mücadeleyi izler.” – Joseph Conrad

Yorumlar
Yorum Gönder