KİTAP TANITIMLARIM 230.

“SODOM – Sodom’un 120 Günü” (Les 120 Journees de Sodome) – Marquis De Sade, Chiviyazıları Y., 440 s., 5. Basım, 2010.

 

Okumayın! Kimseye tavsiye etmiyorum kitabı! Bu tanıtımı (Spoiler kısmı hariç) veya kitabın ne hakkında olduğuna dair başka herhangi bir tanıtımı okuyun merak ediyorsanız ve hayatınıza devam edin. Kendinize bu işkenceyi yapmayın! Mesele sadece “+18, şiddet ve korku” değil. Aslında neyle karşılaşacağımı biliyordum ama bu kadarını tahmin etmiyordum. Onlarca kez kusmaya gidebilirsiniz! Kötülük, sapkınlık ve iğrençliğin ekstrem bir örneği… Bir kitap ne kadar iğrenç olabilir diye düşünüyorsanız, düşünebileceğinizden daha iğrenç olduğuna emin olun! Sanırım kitabı tamamlayabilen nadir okuyuculardanım, birçok kişi yarım bırakmış. Benim bırakmama nedenim de hiçbir kitabı yarım bırakmamamdan başka bir şey değil aslında. Bu uyarı niteliğinde girişten sonra biz yine tanıtımcı düsturumuzu bozmadan elimizden geldiğince kitabı tanıtmaya çalışalım.

Yazardan başlayalım. Sadizm kelimesinin soyadından türediği Fransız yazar Donatien Alphonse François le Marquis de Sade (1740-1814), birçok siyasi olaya da karışmış, ölüm cezalarına çarptırılmış, hayatının çoğunu hapishanede ve akıl hastanesinde geçirmiş bir aristokrat. Çok sert, pornografik ve kötücül eserler ortaya koymuş. Felsefi bir yanından da bahsediliyor ve söz konusu eserler bu minvalde temellendiriliyor. Sınırsız özgürlük, ahlakın ve erdemin hiçe sayılması (sıfırlanması), aşırı hazcılık olarak özetleyebilirim görüşlerini. Ancak sınırsız özgürlüğü bireyin kendisine lütfederken diğer bireylerin de tam tersi özgürlüğünü elinden alarak, “özgürlük ancak başkasının özgürlük alanına girmemekle olur” görüşüne uygun olmayan bir düşünce onunki. Felsefi demeye dilim varmasa da, bu kadar işte felsefi görüşleri ve bu romana da yansımakta bu görüşler. Gel gelelim, bu görüşler metnin çok arkasında hayalet gibi duruyor ve okuduğumuz iğrençlikler silsilesinin sadece çıkış noktası olarak kalıyor.

Sodom’un 120 Günü’nü, 1785’te hapishanede gizlice yazmış ve duvarda bir oyuğa saklamış Sade. Çok sonraları ortaya çıkıyor ve elden ele derken 1904’te bir psikoloğun eline geçiyor ve o da yayımlatıyor. Başlarda az kişi tarafından bilinse de geçtiğimiz yüzyılın ortalarından itibaren dünyaya yayılıyor. Roman; nihai cinsel tatmin arayışı içinde olan 4 sapkın ve zengin Fransız erkeğin 4 ay (1 Kasım-28 Şubat arası, 120 gün) boyunca suç ortakları, belirlenmiş kurbanlar ve hizmetçilerle kendilerini erişilemez bir kaleye kapatarak gerçekleştirdikleri faaliyetleri anlatıyor. İlk 89 sayfada tüm karakterler (kaçırılanlar dâhil) detaylı bir şekilde tanıtılıyor (genellikle bedenlerinin tüm ince ayrıntılarına kadar). Kaleye birlikte kapanacakları kadronun nasıl seçildiği ve kimini davet ederek, kimini kaçırarak nasıl getirdikleri anlatılıyor. Buraya giriş bölümü diyelim. Sonra kaleye kapanıyorlar ve her ay için bir bölüm olmak üzere 4 bölümde anlatılıyor yaşananlar. En uzun ve her şeyin ayrıntılarıyla anlatıldığı ilk bölüm (ilk ay), neredeyse 300 sayfa. Bir gün ortalama 10 sayfada anlatılıyor yani. Diğer aylar daha kısa. İkinci ay 24 ve üçüncü ay 26 sayfada kısa kısa anlatılıyor. Son ay ise iyice özetlenerek yaşananlar 9 sayfada bitiriliyor. Aslında kitap yarım kalmış, bu ayların da detayına girecekmiş yazar…

Şatoda yaşanan olaylar, izleyebileceğiniz en ekstrem ve en iğrenç pornonun katbekat ötesinde… Pigofili, koprofili (kitabın çoğunda), ürofili, emetofili, sadizm-işkence, biastofili-tecavüz, mazoşizm, zoofili, pedofili, ensest, nekrofili, blasfemi, agalmatofili, yamyamlık… Askeriye gibi her gün her saat belli şeyler yapılıyor, ya da zorla yaptırılıyor kurbanlara. İnsanlar kategorilendiriliyor. Bizim zengin sapkın 4 züppe ve eşleriyle kızları, suç ortakları genelev sahibi 4 orta yaşlı kadın (hikâye anlatıcılar) ve iri penisli 8 erkek (vurucular) ve yaşları 12-15 arası değişen erkek ve kızlardan oluşan seçilmiş kurbanlar ile aşçı-temizlikçi gibi hizmetliler… 4 hikâye anlatıcısı birer ay sırayla her akşam kendi deneyimledikleri ya da duydukları seks hikâyeleri anlatıyorlar tüm şato kadrosuna. Bu hikâyeler günbegün iğrençleşip sapkınlaştıkça bizim zenginler de bu anlatılanları ve daha fazlasını kurbanların üzerinde deniyor vs. Özellikle ilk 1 ay çok detaylı anlatılıyor ve okuyucuda mide falan bırakmıyor. Elbette, yukarıda saydığım parafilik eğilimleriniz yoksa.

 

DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI! (BU KISMI LÜTFEN OKUMAYIN! ATLAYIP DEVAM EDİN!)

Anlatılan hikâyeler 4 sapkına, kurbanlarının işkenceye uğramasına ve öldürülmesine yol açan artan şiddet eylemlerine girişme konusunda ilham veriyor. Kasım ayında idrar, kusmuk ve özellikle dışkıyla yapılabilecek tüm iğrenç şeyler yapılıyor. Aralık ayı, karmaşık tutkular; Ocak ayı, suç tutkuları ve Şubat ayı, öldürücü tutkular.

Yapılan eylemlerden örnekler: ağza gaz çıkarma, dışkıların karıştırılıp yedirilerek kusturulan kurbanın kusmuğunun vajinaya doldurulduktan sonra tecavüze uğraması, dışkı dolu bir fıçıya çıplak olarak daldırılıp çıkarılanın dille tamamen temizlenmesi, dışkının tekrar anüse geri sokulması, dışkının yemek olarak tabaklarda yenmesi, özel ilaçlar verilip ishal olanın diğerinin ağzına yapması, bir kızın annesinin üzerine dışkılayarak anüsünü annesinin memeleriyle silmesi, anüse cıva dolu bilyeler koyulması, bakir ve bakire çocuklara tecavüz, ensest, kırbaçlama, dini nesne ve ayinlere karşı yapılan seks eylemleri, iğnelerle dişetlerinin koparılması, el ve ayak tırnaklarının sökülmesi, hadım etme, meme ucu kesme, zehirleme ve aç bırakmayla yavaş yavaş öldürme, yeni ölmüşlere tecavüz, seks esnasında kesme, biçme, parmak koparma ya da kızgın demirlerle yakma, çocukların canlı canlı derisini yüzme, yeni doğmuş bebeğe tecavüz, işkencelerle yavaş yavaş öldürme, vajinanın içine sokulan bir borudan fare gönderilerek daha sonra borunun çıkarılıp vajinanın dikilmesi suretiyle farenin içten kemirmesi, bir hayvana tecavüz ederken başının koparılması ve daha yüzlerce bu ve bundan beter iğrenç eylemler… Olayların sonunda çok azı sağ kalıyor…

SPOILER SONU!

Kabul edilebilir noktalara değinelim. Toplumsal ve sistemsel bir alegori olarak lanse ediliyor roman. Düzenleyici 4 zengin sapkının her birisi bir sınıfı veya kurumu temsil ediyor: politika, din, finans ve aristokrasi… Dolayısıyla Sade aslında bu kurumların halkı ezdiği, üstüne pislediği, pisliklerini yedirdiği, işkence ettiği ve öldürdüğünü yansıtmak istiyor olabilir. Tanrı, otorite ve toplumsal ahlaka karşı bir isyan olarak da görülebilir roman. Freudyen okumaya, anal evreye, anne ile olan ilişkilere vs. de açık. Felsefi olarak ise girişte bahsettiğim çıkarımlar yapılabilir. Bunları anlıyor ve takdir ediyorum fakat… Kocaman bir fakat var… Bütün bunlar 440 sayfa boyu bitmeyen tükenmeyen iğrençlikler silsilesini açıklamaya yetmiyor. . Hani, 50-60 sayfa bir şey olurdu, takdir ederdik. Ayrıca bizim bu 4 sapkın kendileri de dışkı yeme gibi iğrenç eylemlerde bulunuyorlar. Her gün ve her gün sadece daha da iğrençleşerek ve kurgusal olarak bir yere ilerlemeyerek devam eden bu eylemleri okuyarak istisnasız her akşam kusma dürtümü bastırmaya çalıştım. Aynı şeylerin başka versiyonları tekrarlanıyor, ilerlemiyor yani kitap. Bir an önce bitmesini istiyorsunuz. Yazarın kendisinin de hayatında cinsel şiddet, istismar gibi suçlardan tutuklandığı da göz önüne alınırsa bu yazılanlar biraz kendi sapkın fantezileri gibi duruyor. Bunu sadece sınırsız bir özgürlükle, kötülükle, ahlaki nihilizmle açıklayamayız. Bu, akla hayale gelmeyecek sapkın senaryolar üreten hastalıklı bir zihnin eseri. Hani direkt argo dili de olsa porno dergilerde yazılan hikâyeleri okumak gibi ama orada bu kadar sapkın, şiddetli ve bu anlamda yaratıcı çeşitlemeler göremezsiniz. Dili argo değil mi diye soracaksınız, apaçık sokak argosu değil. Yine de dil olsun, hikâye olsun ben bu kitabı edebiyat altında anamayacağım. Yeraltı edebiyatının bir örneği aslında. Dil de kötü, aşırı tekrarlar da var. Yazar şok etmek ve rahatsız etmeyi amaçlamışsa bunu iyi başarıyor. 

Bir de kurban karakterler çok silik. Sanki ağızları, dilleri yok; hatta sanki insan değil robot gibiler. Hiçbirinin verdiği düzgün bir tepki yok. Sadece bir yerde bir kız çocuğu tanrıya dua ederken yakalanıp cezalandırılıyor. Aslında sadece 4 kişiye karşı daha kalabalıklar. Ne toplanıp isyan etmeye çalışan var ne de intihara falan kalkan. Bunları denemek başına gelenlerden daha iyidir… Hizmetçilere ne demeli. Tüm bunlar olurken izleyip hiçbir tepki vermiyorlar. Anlatılan hikâyelerdeki orta yaşlı ve soylu olan herkes mi aşırı cinsel sapkın olur bir de. Böylece, yazarın zihninden başka gerçekliği olamayacak bir kişisel ütopya olarak kalıyor aslında roman. Özgürlük bu değil!

Bir filme uyarlanacak son kitaplardan birisidir belki bu ama İtalyan yönetmen Pasolini 1975’te bunu yaptı. Kitap, “Salo” ana başlığıyla filme uyarlandı. Filmdeki şiddet ve iğrençliğin kitabın %10’u bile olmadığını belirteyim. Olayların geçtiği Fransa’yı, İtalya’nın Salo bölgesine ve zamanı da on sekizinci yüzyıldan II. Dünya Savaşı’na çevirerek Mussolini ve totalitarizm eleştirisi yönünden kullanıyor yönetmen senaryoyu… Yine de kitabın özünü ve özetini iyi yakalamış. Ayrıca karakterler ve diğer mantık dışı durumları düzeltmiş. Mesela silahlı askerler var etrafta, o yüzden kaçma girişiminde bulunamıyor kurbanlar. Ayrıca kurbanların tepki ve duygu durumları da yansımış.

Ahlakın ve erdemin yok edildiği, akla hayale gelmeyecek kadar uçlarda hastalıklı cinsel sapkınlık, iğrençlik ve kötülük kataloğu… Hayatınızda daha iğrencini okuyamazsınız! Okunması da sindirilmesi de çok zor… Tavsiye etmiyorum!

Yorumlar

SİZİN İÇİN ÖNERİLEN DİĞER İNCELEMELER