KİTAP TANITIMLARIM 259.
“PARİS’TE BİR KURTADAM” (The Werewolf of Paris) – Guy Endore, İthaki Y., 292 s., 1. Baskı, 2021.
Vampir literatürü için Bram Stoker’ın “Drakula” romanı neyse, kurtadam konusunda da bu roman oymuş! Drakula’nın meşhurluğunun aksine az bilinen kurtadamımız Bertrand ile tanışın. Üstelik kendisi komünist ve aktivist. Kitabın kapağında gördüğünüz gibi aynen… Korku fanları, kitabından ziyade filmini daha çok biliyordur (uyarlama): ünlü Hammer Film tarafından yayımlanan, Terence Fisher yönetmenliğindeki “The Curse of the Werewolf” (1961). Aslında, genel anlamda kurtadamlarla (ya da kurt kadınlarla) ilgili kitaplar, vampirlerle ilgili olanlardan çok daha az. Hatta Yirminci Yüzyıl’dan önce bu konuda bir roman olduğunu sanmıyorum (bilmiyorsam lütfen uyarın). Öyküler var tabii 1800lerde ve sonrasında. Böyle öykülerin derlendiği bir kitap da okumuş ve tanıtmıştım. Bu roman dışında okuduğum tek kurtadam romanı Stephen King’in “Kurtadamın Döngüsü” sanırım. Neyse, çok uzatmadan kitaba geçelim.
New Yorklu yazar ve senarist Guy Endore (1901-1970), bu romanı 1933’te yazmış. Komünistliği yüzünden Hollywood tarafından kara listeye alındığı için bir dönem Harry Relis takma adını kullanmış. Roman, Fransa-Prusya savaşı ve Paris Komünü zamanlarında geçiyor. Siyasi olaylar, savaş vs. odaklı değil romanın bütünü; bunlar arka planı ve atmosferi, romanın ortamını oluşturuyor. Temel olarak, bir korku romanı fakat tarihi kurguyla iç içe. Dahası, psikolojik/psikiyatrik yönü de var. Bertrand gerçekten kurt adam mı yoksa likantropi sendromu mu yaşıyor? (Cevabı kitabın sonunda). Yazarın Amerikalı olduğunu bilmesem, Fransız sanırdım. O kadar hâkim ki hem tarihi olaylara hem de coğrafyaya-mekânlara. Dilini de biraz Gaston Leroux’a benzettim hatta. Çok ağır-ağdalı olmayan ama kalitesizlikten de uzak bir şekilde güzel bir dille yazmış, sürükleyicilik ve anlatım becerisi güzel. İlk 80 sayfa biraz yoğun geliyor, buraları sabırla okumak gerekiyor, sonrası hızlanıyor. Bertrand doğmadan önceki olaylardan başlanıyor anlatılmaya, sonra Bertrand’ın bebekliği-çocukluğu-yetişkinliğini takip ediyoruz. Uzunca bir zamana yayılıyor yani olaylar. Olaylar birinci ağızdan, Bertrand’ın üvey amcası (Aymar Galliez) tarafından aktarılıyor. Bu arada Bertrand ismi; 1848’de Paris’te mezarlıklarda nekrofili ve yamyamlık eylemlerinde bulunup tutuklanan Fransız General Francois Bertrand’dan alınmış. Tarihi gerçek bir kişilikten esinlenilmesi de Drakula’ya benzemiş anlayacağınız.
Aslında roman, kurgusal olarak Paris’te bir Amerikalının bulduğu el yazmasından oluşmakta.
Temalar; savaş, şiddet, nefret, ölüm, arzu, aşk, toplumsal kaos olarak görünüyor. İnsani mesajlar var. Bir kurtadam mı daha vahşi, yoksa savaşlarla birbirlerini, milyonları öldüren insanlar mı? “Homo homini lupus” mudur? Kurt adam olmasa romanda, realist bir kitap olurmuş. Başka doğaüstü herhangi bir öğe kalmazdı çünkü geriye. Birçok tarihi figüre de gönderme var. Siyasi göndermeler zaten ortada; Komün de eleştiriliyor kapitalizm de aslında. Biz şimdi romandaki olayları özetleyelim, isteyenler için:
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Her detayı anlatmayıp özet geçeceğim: Birbirine düşman iki soy/aile olan, birisi dağlarda diğeri vadilerde yaşayan Pitavallar ve Pitamontların hikâyesiyle başlıyor kitap. Pitamont soyundan gelen Bertrand, bir rahip tarafından tecavüze uğramış ergen bir kızdan bir Noel arifesinde doğar. Bertrand, genellikle rüyalarında gördüğü olarak bize belirtilen garip sadist ve cinsel arzularla büyür. Bazen rüyalar, bir kurda dönüştüğü gerçek deneyimlerin anılarıdır. Etrafta koyun ve bazı diğer hayvanların cesetleri bulunmaya başladığı için, insanlar ortalıkta bir kurdun olabileceğinden endişelenmeye başlarlar. Bertrand’ı (annesi Josephine ve hizmetçi Françoise ile birlikte) büyüten üvey amcası Aymar Galliez, kısa süre sonra Bertrand'ın kurtadam belirtilerini fark eder. Bertrand, bir fahişeye saldırması, annesiyle ensest ilişkisi ve köylerinde bir arkadaşını öldürmesinin ardından Paris'e kaçar. Aymar, cesetlerin parçalanması ve çeşitli cinayetler gibi yerel suçların ayrıntılarını inceleyerek Bertrand'ı bulmaya çalışır.
Bertrand, Fransa-Prusya Savaşı sırasında Ulusal Muhafızlara katılır, bazı çatışmalara girer ve bir kantinde gönüllü olarak çalışan güzel ve zengin Sophie de Blumenberg adlı bir kızla sevgili olur. Mazoşist ve ölüme takıntılı olan Sophie, Bertrand'ın dönüşümünün şiddet dolu etkilerinden kaçınmasına yardımcı olur ve kanını emmek için kendisini kontrollü bir şekilde kesmesine izin verir. Aymar, Bertrand'ı Paris Komünü sırasında Paris'te bulur, ancak sevginin Bertrand'ı iyileştirdiğini düşünerek harekete geçmemeye karar verir. Sophie'yi yanlışlıkla öldüreceğinden korkan Bertrand, bir gece başkasının kanını emmek için dışarı çıkar. Bir asker arkadaşına saldırırken yakalanır ve tutuklanır. Aymar, Bertrand'ın kazıkta yakılmasını destekler ve mahkemeye Bertrand'ın suçlarının bir özetini sunar, ancak mahkeme onu La Santé hapishanesinin revirinde tedavi görmeye mahkûm eder. Aymar, gerici Versaycılar Paris'i geri aldıktan sonra Bertrand'ı bir akıl hastanesine nakleder. Bu arada Komüncüler topluca idam edilirler. Aymar'ın bilmediği şey, Bertrand'ın amcası tarafından ziyaret edildiğinde uyuşturulmuş halde küçük bir hücrede acı çekmesidir. Doktoru, Bertrand’ın bir kurt adam değil, bir likantropi sendromu hastası olduğunu iddia etmektedir. Burada okuyucunun afallaması ve hakikaten öyle olduğunu düşünmesi mümkün. Zaten her şey gerçekçidir çünkü romanda ama sonunu bekleyin. Bertrand sonunda Sophie olduğuna inandığı başka bir mahkûmla birlikte binadan atlayarak intihar eder. Ölümleri, Bertrand ve Sophie'nin keyif aldığı bir intihar fantezisine benzer; aslında Sophie daha önce Bertrand'dan ayrılığıyla başa çıkamayarak intihar etmiştir. Asıl anlatıyı, Paris mezarlıkları hakkında belediye raporuna atıfta bulunan korkunç bir ek takip ediyor. Rapor, "Bertrand" adlı birinin mezarının, toprakta 8 yıl kalmasına rağmen hala tamamen yok edilmemiş bir köpeğin cesedini içerdiğini belirtiyor! Böyle de güzel bir sonla kitabı kapatıyoruz.
Bu arada kitaptan uyarlanan “The Curse of the Werewolf” filminde epey farklılıklar var: orada olaylar İspanya’da geçer, politik olaylar ve konular hiç yok, Bertrand değil Leon kurtadamın adı vs. Epey farklı yani ve kitap çok daha iyi.
SPOILER SONU!
Tüm korku fanlarına mutlaka tavsiye ediyorum. Kurtadam romanınız da olsun. Kitaplığınızda “Drakula”nın yanına koyun; koyun koyuna uyusunlar. Drakula ve Bertrand gibi, yaşarken bulamadıkları huzuru sonsuzlukta bulsunlar.

Yorumlar
Yorum Gönder