KİTAP TANITIMLARIM 232.
“KARANLIKTA PARLAYANLAR” (Shining in the Dark) – Kolektif, Altın Y., 224 s., 1. Basım, 2024.
Stephen King haber sitesi “Lilja’s Library”nin 20. yılı şerefine, sayfanın yöneticisi Hans-Ake Lilja tarafından derlenmiş 13 yazar tarafından yazılmış 12 öyküden (bir öykü çift yazarlı) oluşmakta kitap. Hemen içeriği verelim:
“Mavi Hava Kompresörü” – Stephen King
“Ağ” – Jack Ketchum ve P. D. Cacek
“Soykırımın Romanı” – Steward O’Nan
“Aeliana” – Bev Vincent
“Pidgin ve Theresa” – Clive Barker
“Her Şeye Son Vermek” – Brian Keene
“Mezarlık Dansı” – Richard Chizmar
“Alevlere Doğru” – Kevin Quigley
“Yol Arkadaşı” – Ramsey Campbell
“Gammaz Yürek” – Edgar Allan Poe (!?)
“Anne Sevgisi” – Brian James Freeman
“Koruyucunun Kılavuzu” – John Ajvide Lindqvist
Ayrıca Lilja tarafından yazılan giriş bölümü ile sonda teşekkür bölümü ve öykülerin çıkış noktasıyla ilgili kısa bilgiler var. Yazar listesinde ilk dikkatimi çeken, diğer tüm yazarlar çağdaşken (yanılmıyorsam hepsi hayatta), bunlardan bir asır önce yaşamış olan üstat Poe’nun da yer alması. Ne alaka yahu? Bunun cevabı da Önsöz kısmında ve King’in öyküsünü okuyunca veriliyor ama yine de abuk. Bahsedeceğim… Diğer dikkatimi çeken noktalar; 1 İsveçli (Lindqvist) haricinde diğer yazarların Amerikan ve İngiliz (ikisi) olmaları; Amerikalı yazarların çoğunun King’in etrafında, yanında-yöresinde olması, hatta ortak işlere de imza attıkları yazarlar olması ve yazarların çoğunu bilmiyor olmam… Öykülerin tarzları için gerilim-korku, dram ve fantastik etiketlerini sıralayabilirim. Kitapta çok iyi bir korku öyküsü olduğunu düşünmüyorum, birçoğu vasat. Yine de dikkat çekici olanlar yok değil. Bunun yanında, dram ya da fantastik tarzda olan birkaç tanesi daha iyi. Detaylandıralım.
Girişte Lilja, heyecanlı heyecanlı özellikle King’in öyküsünü övüyor; bu derlemeye King’in bu öyküyü katmasından gururla bahsediyor. Başka yerde yayımlanmamış, kitaptaki bu ilk öyküyü merakla okuyunca “Yahu bu mu?” diyebilirsiniz. Ben dedim. King’den epey öykü okudum, iyileri de az değildi ama bu kesinlikle iyileri arasına girebilecek bir tanesi değil. “Mavi Hava Kompresörü” öyküden ziyade anekdot denilebilecek kısa bir parça ve yeni bir eve taşınan kiracı bir adamın şişman-çirkin ev sahibi kadını öldürmesini aktarıyor. Aralarda King’in okuyucuyla konuşması, yazardan alışık olduğumuz bir yapı. Araştırınca gördüm ki yazarlığının en başlarında yazmış King bunu ve zaten bir yerlerden almış konusunu. Okuyucuda tiksinti uyandıracak bir karakter betimlemesinden başka ilgi çekici bir şey yok. Poe’nun “Gammaz Yürek” öyküsünden de esinlenmiş ama cinnet ve yaşlı birinin öldürülmesi dışında ortak yönü yok. Poe’nun öyküsündeki alt metin ve ana fikir-mesaj burada yok. Zaten kitap bu veçheden de iyi bir örnek oluşturuyor. Zira çağdaş Amerikan korku-gerilim yazını (ve sineması), bu tarzın geçmiş örneklerindeki güçlü gövdeyi bir kenara atıp sadece kabuğunu almış gibi görünüyor. Oysa eski örneklerde hiçbir zaman bir cinayet öyküsü yalnızca cinayeti anlatmaz ya da bir yaratık öyküsü sadece yaratığın saçtığı dehşetle yetinmez…Neyse, çok uzatmayalım. Böylece King hayranı Lilja da kitaba Poe’nun “Gammaz Yürek” öyküsünü dâhil etmek gibi bir saçmalık yapmış. Ayrı değerlendirmeyip yeri gelmişken bu öyküyü okumamış olanlar için Poe’nun psikolojik gerilim-cinnet örneklerinden güçlü bir tanesi olduğunu belirteyim. Bizimle yaşayan gizli suçluluk duygusunun verdiği ruhsal gerilim ve dışa çıkmaya zorlanması, minimal sarkastik bir tonda işleniyor. Bunun en güzel örneklerinden birisi de Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” klasiğindeki Raskolnikov değil midir?
Yine gevezelik edip uzatıyorum, hızlanayım. Dil olarak yalnızca Clive Barker iyi, diğerleri vasat. Biçim olarak Keene iyi, şiirsel bir yapısı var. Quigley, Campbell ise Ray Bradbury fantastiği, Lindqvist de buna benzer ama Lovecraftian bir modern fantazya. Keene ve Freeman dramatik-trajik. Barker, uçuk bir fantezi. Vincent, garip ve kötü bir korku-fantezi. Kısaca tek tek de bahsetmeye devam edeyim.
“Ağ”, yaşadığımız zamanın tarza iyi bir eklemlenmesi. Başımıza gelmiştir… İnternette tanışırız, yazışarak yakınlaşırız. Bu öyküde de bir kadınla bir erkek bu şekilde yakınlaşır ve birbirine âşık olurlar. Sonra, erkek karakterimiz onu görmeye gider…Beklenmedik şeylerle karşılaşacak ve olaylar korkunç bitecektir…Günlük yaşantımızda karşılaşabileceğimiz bir yapıda olduğu için okuması keyifli ve sürükleyici ama diğer öyküler gibi, edebi bir yanını beklemeyin. Bir de iki yazara ne gerek vardı bunu yazmak için onu anlamadım. Sanırım kendileri öyküyü FRP oynar gibi canlandırıp sonra yazmışlar (yazarlardan birisi kadın).
“Soykırımın Romanı”, yazarlıkla ilgili öz eleştirel, gerçekçi bir öykü. Çocukluğunda toplama kamplarından sağ kurtulan bir adam, deneyimleriyle ilgili bir roman yazdıktan sonra şöhretle uğraşmak zorunda kalır. Yazarların toplumdaki konumu, kurgularında kişisel deneyimlerini nasıl kullanma veya sömürme eğiliminde oldukları, aynı zamanda kendilerine en yakın insanların deneyimleri ve bu şekilde kendileri ve başkalarının hayatlarını paylaşmanın nasıl olduğu hakkındaki düşünceleri anlatıyor. Neşeli ödüller ve kalabalıkların içinde korkunç gerçekleri anlatan ve yazarda suçluluk duygusu yaratan bir romanın tanıtım hikâyesini aktarıyor. Kendimizin ve başkalarının özel acıları hakkında yazıp bunu geniş bir kamusal alana yaydığımızda yapılan ödüllendirme yabancılaştırıcı olabilir… Kitapta en farklı tarzdaki öyküydü. Yazarlar için ve bir de popülizme karşı olanlar için ilgi çekici bir teması var. Onun dışında okuyanın pek keyif alacağını düşünmüyorum.
“Aeliana” kentsel bir fantezi ile cinayet ve polis soruşturmalarının sıradan dünyasıyla kesişen bir hikâye. Büyük bir şehrin kötü bir bölümünde, bir katilin çöplük alanında geçiyor. Yolları karanlık, tehlikeli bir sokakta kısa bir süre kesişen özel bir küçük kız (kılık değiştirmiş bir gece yaratığı) ile bir kadın polis hakkında. Polis, bir seri katili yakalamaya çalışmakta. Kötü bir dil, kötü bir kurgu. Kötü çizgi film bölümleri gibi… Sadece öyküye adını veren küçük kızın özelliği ilginç, o da fazla garip…
Clive Barker, yazar listesinin ağır toplarından görünüyor bakınca. Ancak, öyküsü “Pidgin ve Theresa”, garip, anlaşılması zor ve uçuk bir fantezi. Konuşan hayvanlardan tutun da dinsel manzaralara sahip. Bir melek, sahibini tanrılaştırırken yanlışlıkla bir kaplumbağayı ve bir papağanı insana dönüştürünce hatasını düzeltmek için yola çıkar. Dil olarak yazar en iyisi ama öykü fazla tuhaf geldi bana.
“Her Şeye Son Vermek”, iç parçalayıcı, karanlık bir dram. Bunu sevdim. Saf bir umutsuzluk… Her sabahı iskelede kahve içerek ve farklı türde bir kıyamet hayal ederek ve dileyerek geçiren yaslı bir adamın hikâyesi…
“Mezarlık Dansı” öyküsünde ise bir adam, ilk aşkının ve kurbanının mezarına çağrılıyor. Atmosferi karanlık, kısa bir durum öyküsü. Fena değil.
“Alevlere Doğru” adlı hikâyede ise üç erkek çocuk, karanlık bir karnavalda tehditkâr bir korku evine sürüklendiklerinde hayatta kalmaya çalışmak zorunda kalırlar. Üçüncü sınıf bir Ray Bradbury denemesi gibi. Bir de 50 sayfayla kitaptaki en uzun öykü. Sıkıldım. Geçiniz. Hemen hemen aynı tarzda olan “Yol Arkadaşı” öyküsünde de bir adam, terk edilmiş bir karnavalda hayalet trene binmeye karar verdiğinde büyük bir hata yapar. Çok benziyor bu iki öykü.
“Anne Sevgisi” ise Haneke’nin “Aşk” filmine benzer trajik bir sonla biten yine iç karartıcı bir dram. Bir adam, ölmekte olan annesine duyduğu sevgiyi göstermek için aşırı çabalara başvurur…
Son öykü ise “Gir Kanıma” (Låt den rätte komma in) romanı (ve filmi) ile tanıdığım İsveçli yazar Lidqvist’ten “Koruyucunun Kılavuzu”. FRP oyunlarının derinliklerine inen bir çocuk, bir Cthulhu oyununu yönetirken, sürekli varlığı hayatını tamamen değiştiren Lovecraft tarzı bir iblis çağırdığına inanıyor. Bradbury ve Lovecraft tarzı karışımı, ilgi çekici bir fantastik gerilim.
İşte böyle… Çağdaş korku-gerilim, fantastik sevenler göz atabilir. Bu tarz dışında birkaç dram öyküsü de içerdiğini tekrar belirteyim. Kitaba genel baktığımda, vasat ve ortalama öykülerle dolu olduğunu söyleyebilirim. Bazılarını hiç okumamış olmayı dilerdim ama ilgi çekici birkaç tane var. Poe zaten bir yana, dramatik olanları sevdim. Korku-fantezi tarzındakilerden ise sadece Lindqvist’inkini öne çıkarabilirim. Bir de “Ağ” sürükleyiciydi. Bu kitap özelindeki öyküleriyle yazarlar, tarzın klasik yazarlarına çok uzaklar maalesef.

Yorumlar
Yorum Gönder