KİTAP TANITIMLARIM 233.
“VAMPİR KANI” (The Blood of the Vampire) – Florence Marryat, Everest Y., 317 s, 1. Basım, 2024.
Ön yargı kötü bir şey... Kitabı birkaç kez görmüş, şu “Alacakaranlık” gibilerinden çağdaş ergen vasat bir vampir romanı sanmıştım. Bir kitapçıda gezerken raflarda tekrar dikkatimi çekti, yanında da aynı yayınevinden aynı formatta iki kitap daha vardı. “Karanlık Sular” serisi ve bu üç kitap neymiş diyerek elime alıp incelememle kitapları satın almam bir oldu (bu tanıtımın ardından diğer ikisini tanıtacağım). Hem daha önce dilimizde çevirisine rastlamadığım, hem de on dokuzuncu asırdan gotik-romantik eserlermiş meğer bunlar. Seriyi takibe aldım dolayısıyla. İngiliz yazar Marryat (1833-1899) bu romanı Stoker’ın “Drakula” efsanesiyle aynı yıl yazmış. Bu durum, merakımı daha da arttırdı ve hayatta en çok yaptığım eylem olan okuma işine koyuldum, kısa zamanda da bitirdim.
Önyargı kötü bir şey… Kan-revan bir korku romanı olduğunu düşünmüştüm. İçinde ne kan var ne de gerçekten bildiğimiz anlamda vampir. Korkudan ziyade dünya klasiği edasıyla yazılmış bir gotik-romantik Viktorya dramı çıktı karşıma. Bazı farklılıklarla birlikte Radcliffe, Shelley, Bronte kardeşler stili… Başlıktaki “kan” kelimesi “soy-ırk” anlamında aslında. Dolayısıyla vampir soyundan gelen erdemli ve çekici bir kadın başkarakter: Harriet Brandt. Sevgi verdiği her canlının hastalanarak ölmesine neden olan (istemeden ve bunu sonradan fark ediyor), psişik bir vampir o. Trajedisi burada yatıyor… Roman, karma ırklı Harriet'in bir Jamaika manastırından ayrılıp Avrupa'ya gitmesini ve Viktorya toplumuyla bütünleşme yönündeki talihsiz girişimlerini konu alıyor.
Doğaüstü ya da şiddet-dehşet içeren yapılar yok. Trajik ölümler haricinde… Olaylar yavaş ilerliyor. Diğer Viktorya çağı yazarlarında az karşılaşmadığım ırkçı fikirlere eksi ama kadın karakterlerin tam tersi olmasına artı veriyorum. Harriet’in annesi siyahi. Babası ve annesinin geçmişte yaptıkları kötülüklerle birlikte bu karma genlerin Harriet’in talihsiz durumuna neden olduğu düşünülüyor. Kanın kirlenmesi gibi ırkçı bir bakış açısı mevcut… Bunun yanında, ilgili literatürde genellikle aşırı duygusal, kırılgan, ikincil cinsiyet konumunda kadınlar sık görülmesine karşın bu romandaki sayıca da ağırlıkta olan kadın karakterler özgürce hareket eden ve daha güçlü bireyler.
Yine benzer literatürle ortak yanlarından birisi aşk teması. Her bedeli göze alarak sevmek, aşk uğruna tehlikeye atılmak Harriet ile birbirlerine âşık olan Anthony üzerinden işleniyor. Anthony bir sosyalisttir ayrıca, böylece onu daha baştan dışlamamıştır diğer karakterler gibi. Fakat son trajik… Kitabın sonunda cidden üzüldüm. Jack London’ın “Martin Eden” romanının sonunda yaşadığım duyguları yaşadım, benzer… Çözümsüz duruma karşı çaresizliğin çarpıcı sonuçlarını vurguluyor yazar.
Tüm romanın detaylarını anlatmaya gerek olmadığını, yazdıklarımın tanıtım için yeterli olacağını düşünüyorum. Tanıtımlarımı biraz kısaltmak da istiyorum açıkçası… Az ve öz iyidir… Sonuç olarak vampir romanı okumak istiyorsanız bu kitapta başlıktan başka yerde vampir bulamayacağınız için doğru bir tercih olmayacaktır. Gotik-romantik bir dram arıyorsanız deneyebilirsiniz.

Yorumlar
Yorum Gönder