KİTAP TANITIMLARIM 262.
“YABANCILARLA BİR YAZ” [異人たちとの夏 (Ijintachi to no natsu)] –Taiçi Yamada, İthaki Y., 160 s., 1. Baskı, 2022.
1934 doğumlu Japon yazarın bu kentsel hayalet romanı iki kez filme de uyarlanmış (“The Discarnates, 1988” ve “All of Us Strangers, 2023”). Yalın bir dille yazılmış, dramatik yönü- hissiyatı kuvvetli. Dram, gizem-gerilim, korku diyelim. Korkutuculuk arka planda, önde ise kentsel yabancılaşma, yalnızlık, geçmişe özlem gibi meseleler var. Merak duygusunu diri tuttuğu için sürükleyicilik iyi. Orta yaşlı senarist Hideo Harada tarafından birinci ağızdan anlatılıyor olaylar. Olaylardan çok da Hideo’nun duygu dünyasını okuyoruz. Hideo, yeni boşanmış ve Tokyo'da, dairelerin çoğunun ofis olarak kullanıldığı, geceleri neredeyse bomboş kalan bir apartmanda içe kapanık olarak yaşıyor. Hideo'nun çok az arkadaşı var, ailesi yok; on iki yaşındayken anne babasını kaybetmiş. Romanda, ölen ailesine tıpatıp benzeyen bir çiftle tanışması ve onlarla görüşmeye başlaması, bir de yaşadığı apartmanda bir kadınla olan ilişkisini okuyoruz.
Hayaletler mi halüsinasyonlar mı? (Aşağıda Spoiler kısmında cevabı var). Sonlara doğru anlıyoruz. Ürkütücü bazı anlar var, sonda zekice bir ek sürpriz var. Hideo'nun bakış açısından anlatılan, umutsuzca inanma isteği, okuyucunun da aynısını yapmasına olanak tanıyor. Bazen çok duygulu; özellikle ebeveyn(ler)ini kaybetmiş ve çok özlüyor olanlar için üzücü olabilir. Duyguları okuyucuya iyi yansıtıyor yazar. Karamsar son, iz bıraktı bende. Sevdiklerinin kaybının geride bıraktığı boşluk, çocukluğun mutlu günlerine ve aile ortamının sıcaklığına özlem, sevme-sevilme ihtiyacı, topluma uyum sağlayamama-içe dönüklük, yalnızlık öne çıkan temalar.
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Hideo, karısından boşanmış. 19 yaşındaki oğluyla uzun zamandır görüşmüyor. Ofisinde yaşıyor. Neredeyse hiç kimseyi görmüyor, görmek de istemiyor. Ta ki bir gece, dışarıdan yaşadığı binaya bakarken, başka bir ışıklı pencere fark edene kadar. Burada çekici ve genç bir kadın (Kei) yaşıyor. Hideo onunla tanışıp umutsuz bir ilişkiye başlıyor. Kei göğüslerinde yara olduğunu söylemekte ve vücudunun bu kısmını asla Hideo’ya göstermemektedir. Sonra bir gün, Hideo aniden büyüdüğü Asakusa'ya gitmeye karar veriyor. 12 yaşındayken anne ve babasını orada bir trafik kazasında kaybetmiş. Bir tiyatroda, babasının öldüğü yaşlarındaki (39) halinin tıpatıp aynısı olan bir adam görüyor. Bu adamla tanışıyor ve evlerine davet ediliyor. O da ne, adamın eşi de Hideo’nun annesinin aynısı! Hideo, akşamı kendisinden küçük olan bu çiftle geçiriyor. Ona oğulları gibi davranıyorlar, Hideo kendisini aile ortamında gibi hissediyor. Hideo, bu olguyu keder ve yalnızlığının yol açtığı yoğun bir sanrı olarak açıklamaya çalışsa da, defalarca geri dönüyor ve her seferinde ailesi orada, birbirleriyle şakalaşıyor ve oğullarıyla sevgiyle sohbet ediyorlar, her şey normalmiş gibi davranıyorlar. Sorun şu ki, Kei’nin fark ettiği gibi, Hideo giderek daha zayıf görünüyor ve hızla yaşlanıyor. Oysa Hideo aynada kendisini normal olarak görüyor ama dışarıdan öyle değil. Ölü ailesi onun canını mı emiyor?
Hideo'nun ailesine bu kadar benzeyen insanlara yaptığı ziyaretlerin, başkalarına göre onun hayatını sömüren, ancak kendisi bunun büyük ölçüde farkında olmayan ağır ama kafa karıştırıcı bir bedeli olduğu ortaya çıkar. Buraya kadar kimseye ailesine benzeyen çift meselesini anlatmayan Hideo, Kei’ye her şeyi anlatır. Ancak sonunda Kei, ona nostaljiye gömülmek ile şimdiki zamanı kucaklamak arasında bir seçim yapması gerektiğini açıkça belirtir. Hideo’nun seçimi mantıklı görünmekte ama çöküntüsü devam etmekte. Ailesiyle vedalaşmasına rağmen hala bir sorun var, hala bitik görünmekte. Bu konuda da tesadüfen karşılaştığı eski eşi ve onun sevgilisi tarafından uyarılır. Sonda öğreniyoruz ki Kei de yıllar önce ölmüş. Meğer o da hayaletmiş!
SPOILER SONU!
Akılda kalıcı, yalın ve tekinsiz, kederli, güçlü atmosferli bir kısa roman. Korkuyla dramın birlikteliğini sevenlere öneririm, ben sevdim. Uzakdoğulular bu işi iyi yapar zaten. Hideo’nun hayatındaki gerçek insanlar onun için hayaletlerden halliceyken, hayatta olmayan sevdiklerinin ruhlarıysa ona etten kemikten insanların dokunmadığı şekillerde dokunuyor. Sizin hayatınız da böyle mi?

Yorumlar
Yorum Gönder