KİTAP TANITIMLARIM 241.
“ÜTOPYA EDEBİYATI” (Utopian Literature) – Kolektif, İş Bankası Y., 401 s., 3. Basım, 2021.
“Cambridge Edebiyat Araştırmaları” üst başlığıyla yayımlanmış bu kitap, ütopya ve distopyanın gelişim sürecine, tarihine, içeriğine vb. dair geniş çaplı bir akademik araştırma sunuyor. Giriş bölümleriyle birlikte, 11 akademisyenden birer makale içeriyor. Hazırlayan ise, kendisinin de makalesi bulunan Londra Üniversitesi Siyasi Düşünce Tarihi profesörü Gregory Claeys. Çevirmen Özgen Berkol Doğan ise ne yazık ki 2007’de Isparta’da yapılacak olan Yüksek Enerji Fiziği çalıştayına giderken meydana gelen uçak kazasında hayatını kaybedenlerden birisi. CERN’de de çalışmış önemli bir fizikçiymiş…
Yazarlar hakkında kısa bilgi ve Claeys tarafından yazılmış birkaç sayfalık Önsöz’ün ardından türle ilgilenenler için her zaman el altında bulunulması istenecek bir kronoloji geliyor: Ütopya-distopya edebiyatı ve düşünce sistemindeki tüm eserlerin tarih ve yazarlarıyla birlikte listesi… MÖ 360 civarı Platon’un “Devlet” eseriyle başlayan liste 2009 tarihli Margaret Atwood romanı “Tufan Zamanı” ile sona eriyor. 86 adet kitap var. Listeden anlıyoruz ki sadece romanlar vb. kurgusal eserler değil felsefi eserler de yer alıyor. Zaten ütopik bir toplum düşlemi temelde siyaset felsefesi ve etik başta olmak üzere çeşitli alt disiplinleriyle bir felsefe meselesi. Platon’un “Devlet”, Farabi’nin “İdeal Devlet” gibi iyi bilinen eserleri bunlara örnek. Burada değinmek istediğim bir olgu da edebiyatın hem sanat hem de bilim veçhesi. Edebiyat, kelimelerle resim çizer, duyguların ve hayal gücünün dans ettiği bir sahnede, okuyucuyu büyülü dünyalara taşır (sanatsal yönü) ve aynı zamanda insan davranışlarının, toplumların ve kültürlerin yapı taşlarını inceleyen bir sosyal bilimdir; kelimelerle insanoğlunun tarihini ve düşünce yapısını analiz eder. Ayrıca bu kitap gibi edebi inceleme-araştırma, tarih kitaplarıyla da bir bilimsel uğraş ortaya konulur. Eh, hadi bir de kitabın fiziki olarak son ürün haline getirilmesi aşamalarının da sanatsal ve bilimsel yönleri olduğunu ekleyelim (matbaa, tasarım vs.)
Edebi anlamda, ütopya-distopya ile biraz ilgilenen benim gibi okuyucuların bildiği üzere bu tarza adını veren 1516 tarihli Thomas More’un aynı isimli kitabıyla başladığı kabul ediliyor ütopyanın. Tommaso Campanella’nın “Güneş Ülkesi” (1623), Francis Bacon’ın “Yeni Atlantis” kitapları gibi diğer bilindik eserlerin yanında bilmediğim(iz) birçok eseri öğreniyoruz kitaptan. Ben aslında distopya ile daha ilgiliyim. Çünkü karanlık ve problemli gelecek toplumu ihtimali (bugünkü dünya gibi), sorunsuz bir cennet hayalinden daha gerçekçi. İnsanın sorunlu, benmerkezci, kötücül bir tür olduğunu düşünüyorum. Böyle olmayanlar ise azınlıkta… Burada, bilmeyenler için ütopya ve distopya arasındaki farkı anlatalım. Ütopya, Yunanca "ou" (yok) ve "topos" (yer) kelimelerinden türetilmiştir, yani "olmayan yer" demek (ironik olarak, olacağına inanılmamış gibi zaten). Kelime anlamı olarak “mükemmel yer” olarak yerleşmiş İngilizce’ye. Ütopyalar; eşitlik, adalet, huzur ve mutluluğun hüküm sürdüğü hayali toplumları tanımlar. Genellikle sosyal, politik ve ekonomik sorunların çözüldüğü bir dünya sunar. Distopya ise bunun zıttıdır diyebiliriz. Yunanca "dys" (kötü) ve "topos" (yer) kelimelerinden türetilmiş. Mükemmel olmayan, korkunç veya baskıcı toplumları tanımlar. Kelime ilk defa John Stuart Mill tarafından kullanılmış. Distopyalar, baskıcı, totaliter rejimler veya kötüleşen çevresel koşullarla karakterize edilen toplumları anlatır. İnsan haklarının ihlal edildiği, özgürlüğün kısıtlandığı ve toplumsal çöküşün yaşandığı dünya tasvirleri içerir. Distopya genellikle 20. Yüzyıl meselesi olarak görülmesine karşın öncesindeki bazı ütopya eserlerinde ve bu tarzın dışında olmasına rağmen “Frankenstein”, “Güliverin Gezileri” gibi bazı romanların da distopik yapılar barındırdığı belirtiliyor. H. G. Wells’in 1895 tarihli “Zaman Makinesi” ilk distopik kurgu örneklerinden. Diğer ünlü birkaç distopya eseri: “Demir Ökçe” (Jack London, 1908), “Biz” (1924, Yevgeni Zamyatin), “Cesur Yeni Dünya” (1932, Aldous Huxley), “1984” (George Orwell, 1949). Kitapta bu eserler ve çok daha fazlası irdeleniyor.
Makaleler aynı zamanda tarihçeyle de paralel gidiyor. Liste şöyle:
1. “Ütopya Kavramı” – Fatima Vieira
2. “Thomas More’un Ütopia’sı: Kaynaklar, Miras ve Yorumlama” – J. C. Davis
3. “More’dan Sonra Ütopyacılık: Rönesans ve Aydınlanma” – Nicole Pohl
4. “Dönüştürülmüş Cennet: 19. YY. Ütopyaları ve Çeşitleri” – Kenneth Roemer
5. “Distopyanın Kökenleri: Wells, Huxley ve Orwell” – Gregory Claeys
6. “Ütopya, Distopya ve Bilimkurgu” – Peter Fitting
7. “Ütopya ve Romans” – Patrick Parrinder
8. “Feminizm ve Ütopyacılık” – Alessa Johns
9. “Sömürgecilik ve Sömürgeci Sonrası Ütopyalar” – Lyman Tower Sargent
10. “Batılı Olmayan Ütopya Gelenekleri” – Jacqueline Dutton
11. “Ekoloji ve Distopya” – Brian Stableford
Bu yazıları tek tek tanıtmaya kalkarsam yazım epey uzar. İsimlerinin içerikleri hakkında fikir verdiğini varsayıyorum. Kitapta da anlatılan, değinmek istediğim birkaç konu olacak sadece. Bilimkurgu ve fantastik başta olmak üzere ütopya ve distopyanın diğer edebi türlerle ilişkisinden başlayalım. Bilimkurgu, adı üstünde bilim ve teknolojinin kurguda kullanımına verilen isimlendirme diyebiliriz. Bazı ütopya ama çoğu distopya eserleri de bilimkurguyu kullanır. Bilimkurgu, ütopyaların gelecekteki teknolojik ve bilimsel ilerlemelerle ideal toplumlar yaratma potansiyelini araştırabilir ve distopyaların teknolojik ve bilimsel gelişmelerin kötüye kullanılmasının sonuçlarını da araştırır. Ancak, bu tür romanların esas derdi bazı Jules Verne hikâyeleri gibi teknolojinin kendisi değil, sosyal eleştiridir. Ütopyalar, mevcut toplumsal sorunlara alternatif çözümler sunarak sosyal eleştirinin bir aracı olarak kullanırken distopyalar gelecekteki potansiyel tehlikeleri vurgular. Ursula Le Guin’in “Mülksüzler” başta olmak üzere bazı romanlarındaki gibi teknoloji ve bilimle ilgilenmeyen ama fantastikle birleşen ütopya-distopya eserleri de mevcuttur. Böyle ütopyalar ideal dünyalarını yaratmak için büyü ve hayali öğeler kullanılır, distopyaların karanlık dünyalarını yaratmak için de fantastik öğeler kullanılabilir. Konu Le Guin’den açılmışken, “Karanlığın Sol Eli” romanındaki gibi feminist/anti-cinsiyetçi bakış açısıyla yazılmış ütopik roman örnekleri de karşımıza çıkmakta. Distopyayı korkuyla da bağlantılandırabiliriz. Totaliter rejimler ve baskı altında yaşayan birey, geleceğin korkutucu yüzünü yansıtır. Ayrıca, felaket sonrası bir dünyada hayatta kalma mücadelesi ve bilinmezlik korkusunu vurgulayan post-apokaliptik romanlar da distopya örnekleridir. Ek olarak, gelişmiş teknolojilerin ve yapay zekânın yanlış kullanımı, distopik eserlerde sıkça işlenen bir korku kaynağıdır. Bu eserlerde, teknolojinin insanlığı nasıl kontrol altına alabileceği veya yok edebileceği korkusu işlenir. Dahası, distopik dünyalar, genellikle bilinmeyen tehlikeler ve paranoyanın hâkim olduğu ortamlar sunar. Bu ortamlar, okuyucuda sürekli bir korku ve endişe hissi uyandırır. Ayrıca 9. makalede değinildiği gibi bu tür eserlerin yazıldıkları ortamın; yazılma süreçleri, nedenleri ve etkileriyle bağlantıları gibi sosyo-politik ve siyasal veçheleri de bulunmakta. Bunlardan başka, çevresel sorunlara ve doğal kaynakların korunmasına odaklanan toplumları tasvir eden ekolojik ütopya-distopya türleri de mevcut (Aldoux Huxley – “Ada”, yine Ursula Le Guin’den “Dünyaya Orman Denir” vs)
10. makalede ise batılı olmayan örnekler irdeleniyor. Japonya’dan Çin’e, Hinduizm’den İslam dünyasındaki eserlere kadar güzel bir kaynak var burada da. Çağımızda başta ABD ve Britanya ülkeleri olmak üzere batılı eserleri daha fazla biliyoruz. Örneğin en korkunç filmler listelerine bakın, siz de böyle liste hazırlayın bu durumu göreceksiniz. Bu biraz emperyalizmle de bağlantılı. Oysa doğuda da her tarzda iyi örnekler mevcut. Örneğin Kore, Japonya başta olmak üzere korku filmleri veya genel anlamda Hint sineması vb. Ütopya-distopya eserlerinde de bu durum karşımıza çıkıyor. Kitaptan epey notlar aldım bakalım.
Sonuç olarak ütopya-distopya edebiyatı hakkında detaylıca bir inceleme-araştırma okumak istiyorsanız bu kitabı edinmelisiniz. Hem konu üzerine çalışan akademisyenlerimiz hem de türle ilgilenen genel okuyucular için güzel bir kitap. Peki, sizce mükemmel bir toplum/ülke mümkün mü? Mümkünse nasıl olmalı?

Yorumlar
Yorum Gönder