KİTAP TANITIMLARIM 247.

“AĞAÇLARIN SEVDİĞİ ADAM” (The Man Whom the Trees Loved) – Algernon Blackwood, Dedalus Y., 94 s., 1. Baskı, 2023.

 

Yazardan okuduğum 3. novella (“Söğütler” ve “Wendigo” ile birlikte). Bu 3 kitapta da yazarın belli bir tarzı olduğu açıkça anlaşılıyor. Blackwood, eko-gotik gizem/gerilim-korku yazıyor. Doğanın insan algısını aşan gizemleri, bilinmeyenin korkusu, insanlar ile evrenin kozmik kayıtsızlığı arasındaki ilişkiye dair felsefi sorular… İşi daha da ilerleterek, daha önce de sezinlediğim ve bu kitaptan sonra pekişen bir düşünceme göre yazarın panteist olduğunu söylemek isterim. Doğa, tüm heybeti ve hayran ediciliğiyle yazarın metinlerine hükmediyor. Doğa betimlemeleri, gerilim yaratma amaçlı düşük tempo durumsallığı, içsel yansımalar yazarın usta üslubunda ince ince işleniyor. Olay örgüsü minimal, bahsettiğim bu yapılar yoğun bir uzun öykü bu, diğerleri gibi.

Her ne kadar uygarlığımız yavaş yavaş yok etse de etrafımızda-günlük hayatımızda yanlarından geçip gidiyoruz ağaçların. Onlar evrimsel ölçekte bizden önceden beri varlar yanılmıyorsam. Ağaçlar, ormanlar deyince genellikle olumlu, huzurlu duygulara kapılırız. Blackwood ise “Söğütler” kitabında olduğu gibi burada da ağaçları gizem-korku nesneleri olarak kullanmakta. Edebi realizm ile romantizm-mistisizm iç içe geçmiş gibi bir yapısı var eserin. Kırsalda, doğanın içinde az kadrolu bir evdeki sükûnet ve diyaloglar bahsettiğim ilk yapıyı yansıtırken ikincisini ise doğaüstü meseleler-tezahürler oluşturuyor. Yazarın tarzının bir yansıması olarak, olay örgüsü birkaç cümleyle özetlenebilir. Olaylardan ziyade durumlar, diyaloglar ve düşünceler ve karakterlerin içsel meseleleri ağırlıkta. Hikâye, ağaçlarla ve doğayla derin bir bağı olan, Orman Bakanlığından emekli yaşlı David ve bu tutkuyu anlamak ve kabul etmek için mücadele eden iyi niyetli ama geleneksel zihniyetli-dindar eşi Sophia etrafında dönmekte. Ayrıca doğayı çok başarılı bir şekilde eserlerinde yansıtan ressam Sanderson var. İçsel ve dışsal korkuların dikotomisi mevcut. Henry James’in “Yürek Burgusu” eserindeki gibi belirsizlik (çok sevdiğim) durumu da göze çarpıyor. Temaları; doğa, inanç, endişe, bilinmezlik, yabancılaşma olarak sıralayabilirim. Uygarlığıyla doğayı yok eden insana karşı doğanın intikamı şeklinde çevreci bir okuma da yapılabilir hikâyeden. Bu temalar üzerine felsefi diyalogların-tartışmaların yer aldığı bölümler var. 

DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!

David'in ağaçları duyarlı varlıklar olarak algılaması, evliliklerinde gerginlik yaratan daha derin, neredeyse mistik bir bağa dönüşür. Kitabın açılışı David Bittacy'nin ağaçların özünü yakalama konusundaki eşsiz yeteneğini tanıtmakta. Her ağacı canlı gibi gösterme yeteneği, etrafındakiler, özellikle de ormanla olan derinleşen bağlantısından korkan karısı tarafından hem takdir edilmekte hem de sorgulanmakta. Anlatı ilerledikçe, çiftin doğaya dair farklı bakış açıları arasındaki ikilik ortaya çıkar: David, içindeki güzelliği ve yaşamı deneyimlerken Sophia, tehlike ve bilinmezlikle ilişkilendirdiği ormanla ilgili endişeleri ve dini korkularıyla mücadele eder. David'in ağaçlarla birleşme özlemi ile Sophia'nın kaygısı arasındaki gerilim, hikâye doğayla ilişkilerini çevreleyen doğaüstü sonuçlara doğru ilerledikçe sürükleyici bir dinamik yaratıyor. David’in orman için karısını terk ettiğini görüyoruz. Sonda beliren ağaç ruhları var! Sophia’nın paranoyası mı yoksa gerçekten ağaç ruhları mı geliyor emin olamıyoruz. Sophia’nın zihni dini korkularla dolu ve sadece o ağaç ruhlarını görebiliyor gibi görünüyor. David ise başka bir bilinç düzeyinde doğaya karışmış, doğayla bir olmuş gibi. Belki de ormanda deliren iki yaşlının hikâyesiydi bu ya da mistik-doğaüstü gerçeklerden dışlanmanın sonucu olan psikolojik izolasyon…

SPOILER SONU!

Kitabın tarzını ve derdini en iyi, yazarın kendi sözleri yansıtır diye düşünüyorum: “Sanırım temel ilgim, hepimizin içinde gizli olan diğer güçlerin işaretleri ve kanıtlarıdır; başka bir deyişle, insan yeteneğinin uzantıları. Bu nedenle, hikayelerimin çoğu bilincin uzantısıyla; normal bilinç aralığımızın dışındaki olasılıkların spekülatif ve hayali işlenmesiyle ilgilenir. Ayrıca, evrenimizde olan her şey doğaldır; ancak çok sınırlı olan normal bilincimizin bir uzantısı yeni, olağanüstü güçler vb. ortaya çıkarabilir ve "doğaüstü" kelimesi bunları kurguda ele almak için en iyi kelime gibi görünüyor. Bilincimizin değişmesinin ve büyümesinin mümkün olduğuna ve bu değişimle yeni bir evrenin farkına varabileceğimize inanıyorum. Bilincin değişimi, yani türündeki bir değişim, zaten sahip olduğumuz ve bildiğimiz şeylerin basit bir uzantısından çok daha fazlasıdır.”

Vasiyetine uyularak, öldükten sonra cesedi krematoryumda yakıldıktan sonra külleri Alplere saçılan bir doğa aşığı Blackwood. Edebiyatseverler, doğaseverler, psikolojik gerilim ve eko gotik korku sevenler onunla tanışmalılar.  Lovecraft ve kozmik korku yazarlarının tümü ondan etkilenmiştir. “Wendigo” ve “Söğütler” kitaplarından başlamanızı ve onları sevdiyseniz sonrasında bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

Yorumlar

SİZİN İÇİN ÖNERİLEN DİĞER İNCELEMELER