KİTAP TANITIMLARIM 216.
“TUHAF ÖYKÜLER” (Weird Tales) - Kolektif, Çınar Y., 187 s., 1. Basım, 2023.
Kitabın ismi (Türkçe) kulağa çok klişe geliyor olabilir. Ancak, korku/fantezi kurmacanın hayranları için, bu ismin İngilizcesi olan “Weird Tales” önemli bir şey ifade ediyor. Weird Tales; 1922'nin sonlarında Poe hayranları tarafından ABD’de kurulan, alanında efsane olarak kabul edilen bir fantastik/korku kurgu dergisi. Hatta kendi isminde (tuhaf öykü) bir alt tür isimlendirmesi de sağlamış. Elimdeki kitap, bu derginin erken dönemlerinde (1920’ler ve 30’lar) bazı sayılarında yer alan 7 adet öykü içeriyor.
Önce biraz daha dergiden bahsedelim. Hepsi de sonradan popüler yazarlar haline gelen Lovecraft, Clark Ashton Smith, Robert Howard, Ray Bradbury gibi yazarların ilk öyküleri bu dergide yayımlanmış. Lovecraft'ın Cthulhu mitosu hikâyeleri ilk olarak 1928'de "Cthulhu'nun Çağrısı" ile başlayarak Weird Tales'te ortaya çıkmış. Robert Howard, Barbar Conan hikâyelerinden birkaçını yine dergide yayımlamış. Dergi,1930'lardaki en parlak döneminden sonra gerilediği düşünülse ve bazen yayın hayatını durdursa da ara ara devam ederek günümüze kadar ulaşmış. Bu süreçte birçok farklı sahibi, editörü, yazarı vs. olmuş. Tüm fantastik dergiler arasında en önemli ve etkili olanı olarak kabul ediliyor. Tüm fantezi/korku yazarlarının hayal gücü rezervuarında bir yerde bir parçanın bu derginin ruhunun eseri olarak düşünülüyor ve ilgili türlerin ortaya çıktığı modern spekülatif kurgunun gelişiminde bir bağlantı noktası işlevi gördüğü ileri sürülüyor.
“Tuhaf Öyküler”, Galip Dursun tarafından yazılmış “Önsöz” ile başlıyor. Dursun bu bölümde “Weird Tales” dergisi ve “tuhaf kurgu” türü hakkında güzel bilgiler veriyor. Kitaptaki öykü listesi ise şöyle:
“Bir Çingene Kehaneti” – Bram Stoker
“Eşyalı Oda” – O. Henry
“Ormanın Kadını” – Abraham Merritt
“Balçık” – Anthony M. Rud
“Bir Tanrının Ölümü” – Henry S. Whitehead
“Görgü Tanığı Bulunmuyor” – Henry S. Whitehead
“İhtiyar Garfield’ın Yüreği” – Robert E. Howard
Öyküler, derginin ya da yazarların en iyi öyküleri mi tartışılır fakat türe yön veren bir derginin ve ilgili yazarların ilk zamanlarına ışık tutması bakımından önemli bir derleme mahiyetine büründüğüne dikkat çekerek çalışmanın hakkını teslim etmek gerek. Daha fazla öykü çevrilip kalın bir kitap hazırlansaydı diye de düşünmeden edemedim. Bazı öykülere, ilgili yazarların kendi kitaplarında da rastlanabilir. Bu şekilde 2 öyküyü daha önce okumuştum; Stoker ve Howard’ınkileri. Şimdi öykülere tek tek değinelim kısaca.
“Bir Çingene Kehaneti”, Stoker’ın genel tarzı olan Viktorya Dönemi üslubuyla yazdığı, isminin içerik hakkında epey bilgi verdiği bir kısa öykü. Nedense Stoker’ın diğer işlerinde “Drakula” gibi dev bir gotik korku klasiğine yaklaşamadığını düşünüyorum. Yine de başarılı bazı öyküleri var. Bu öykü en iyilerinden birisi değil bence. Yazarın, “Drakula’nın Konuğu ve Diğer Hikâyeler” adlı toplama kitabında da yer almıştı ve önceden okumuştum. Öyküde, dönemin etkisiyle de olabilir, gündelik bir cinsiyetçilik var; kadının duygusallığı abartılı. Ancak Stoker'ın, tutkulu bir kadının korkularını tuhaf bir şekilde doğruladığını görüyoruz. Çingenenin kehanetine inanıyor ve okurken sonunun nasıl olacağını bildiğimizi düşündürtmesine rağmen ters köşe olarak kendimizi komik bir sonda buluyoruz. Ama çingene hâlâ haklı, sadece yanlış bir okuma yapmış. Son, beklenildiği gibi değil. Biraz melodramatik. Zekice ama mizahi. Orta karar bir romantik gerilim.
O. Henry'nin hikâyeleri, ironileri ve sonlarındaki sürpriz dönüşleriyle dikkat çeker. “Eşyalı Oda”, yine bu iki unsuru birleştiriyor. Aslen doğaüstü meseleleri çalışmalarında görmediğimiz bir yazar ve bu öykü de kitapta diğerlerinin yanında tarz dışı gibi durmakta. Trajik bir öykü. Yine de yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim. Melodramatik olay örgüsü daha incelikli bir şeye dönüşmüş. Hayalet öykülerinin önerileri, olay örgüsü düzeyinde oldukça standart bir trajik öyküyle birleşmiş. New York'ta, kayıp sevgilisinin peşine düşen genç bir adam anlatılıyor. Eşyalı odadan eşyalı odaya (otel odaları) taşınıyor ve onun nerede olduğunu bulma umuduyla araştırmalar yapıyor. Eşyalar, öyküde önemli nesneler. Genç adam, her gittiği odada iz bırakan önceki sakinler hakkında daha fazla şey öğrendikçe, odadaki eşyalar hatıraları canlandırma görevi üstleniyor öyküde. Ayrıca, koku duyusu bazı gerçeklerin farkına varmanın anahtarı oluyor. Sürpriz final, son derece ironik. Bu bir hayalet hikâyesi olmasa da O. Henry, hayaletin mevcudiyeti kavramını bu türü anımsatan şekillerde gündeme getiriyor. Aynı zamanda yüzyılın başında New York City'de yaşayan 'dört milyon' ruhun birçoğunun sessiz çaresizlik dolu hayatlarını anlatan bir hikâye. Yazarın tarzına alışık olmayanlar için değişik gelebilir ama yazdığım nedenlerden dolayı (tarz dışı olsa da) hoşuma gitti. Edebi duyarlılığı geliştirmek lazım. İlk kez Kafka okuduğumda da tarzı garip ve saçma gelmişti ama o benim cehaletimmiş.
Kitapta en sevdiğim öykü olan “Ormanın Kadını”, atmosferi ve karakterleriyle Algernon Blackwood, Lovecraft ve Tolkien karışımı eko-gotik bir gerilim. Dil olarak da oldukça güzel, lirik bir kalite var. İşkence gören kölelerin öfkeli ruhları, bilinçli bir ormanın ağaçlarına musallat oluyor ve ailelerinin torunları olan intikam peşindeki yerel halkla birlikte, onları öldüren soylulara karşı savaşıyor. Birbirleriyle savaşan kana susamış insanların çılgınlığı ve perili ormana karşı nefretleri, insan ve doğa arasındaki tuhaf ama heyecan verici bir mücadeleye neden oluyor. Yazarın, ağaçları kolektif karakterlere dönüştürmesi ve onlara insanlar üzerinde etki yapma gücü vermesi, aklıma Tolkien’in Ent’lerini getirdi. Ağaçların duyguları, arzuları var ve dostluk-sadakat yeteneğine sahip olmaları gibi öncüller derin olacak şekilde dikkatlice yazılmış. Genel olarak botanik manzara hikâye düzeyinde olduğu kadar dil düzeyinde de canlanıyor. Hikâye düzeyinde, güzel küçük koruyu gerçekten desteklememizi, yavaş yavaş solmakta olan huş ağacı kızının yasını tutmamızı sağlıyor. Öykünün ana tavrının doğanın tarafında, insana karşı olması yine şahsen sevdiğim bir nokta oldu. Lovecraft’ın bitkileri de aklıma gelmedi değil ama onlar daha vahşi, yabani ve ötelere ait kozmik varlıklar.
Anthony M. Rud, hiç bilmediğim bir yazar. Özellikle bu kitaptaki “Balçık” öyküsüyle biliniyormuş. Yine Lovecraftvari bir esansı olan, yaratık öyküsü. O dönem ve sonraki on yıllarda sık sık karşılaşılacak olan “kontrolden çıkarak korkunç sonuçlar doğuran gizli bilimsel çalışma”, öykünün merkez teması. Bu anlamda bilimkurgu/korku-gerilim olarak etiketleyeyim. Yanında bir bataklık olan evin etrafına örülmüş duvarın ardında ne sır vardır? Anlatıcı bu sırrı yavaş yavaş çözer. Önce yoğun yiyecek siparişleri olmuş, sonra bazı hayvanlar ve nihayetinde birkaç insan ortadan kaybolmuştur. Bataklıkta bir şey mi var? Hikâye, iyi kurgulanmış bir yaratık gizemi. Yazar, hikâyenin katmanlarını uygulamada hatırı sayılır bir derinlik gösteriyor, böylece korkunç yaratığı önceden ima ediyor, mantıksal olarak destekliyor ve sonunda onu ortaya çıkarıyor. Weird Tales'in daha sonraki hikâyelerinde bunu yapmaya çalışan çok yazar olmuş ve herkes bu kadar iyi yapamamış. Lovecraft’ın dahi “shoggothlar” gibi karakterleri yaratırken Rud’dan ilham almış olabileceği söyleniyor. Böylece, başta yazdığım Lovecraftvari ifadesi aslında terse dönmüş gibi görünüyor. Fakat yazar sonraları pek isim yapamamış. Görünen o ki "Balçık", takip eden bilimkurgu/korku mirasının önemli bir atası olarak okunmaya ve dikkate alınmaya değer.
Henry S. Whitehead, kitapta 2 öyküsü yer alan tek yazar. “Cthulhu Mitosu Öyküleri” derlemelerinden ve daha önce okuyup tanıttığım, Lovecraft ile birlikte yazdıkları öykülerden biliyorum (“Bothon” ve “Tuzak”). 1920'lerde ve 1930'larda ucuz dergilere, özellikle de Weird Tales'e üretken bir katkıda bulunmuş. “Bir Tanrının Ölümü” ise, yazarın öykülerinde sık rastlanan coğrafyada, Batı Hint Adaları'nda geçen ve karnında büyük bir tümörle hastaneye başvuran bir Amerikalıyı anlatan bir vudu hikâyesi. Oradaki cerrah bir ameliyat gerçekleştirir, ancak tümörde çok tuhaf ve uğursuz bir şeyler olduğunu keşfeder... Yine orta karar bir gerilim/korku diye düşünüyorum. Geleneksel doğaüstücülük dikkate değer ama biraz türe ait zenginleştirmelerden, yoğunluktan yoksun gibi. Yazarın diğer öyküsü, “Görgü Tanığı Bulunmuyor” ise her geceki olağan metro yolculuğundan inip dalgın bir şekilde yürüyen bir New Yorklunun, kendisini aniden ormanda bularak bir insanla dev bir kurt arasındaki kavgaya tanık olmasını aktarıyor. Alışılmadık bir likantropi öyküsü. Yine orta karar bir korku/gerilim.
Kitaptaki son öykü ise yine daha önce okuyup tanıttığım, bir “weird western” ya da güney gotik öyküsü olan “İhtiyar Garfield’ın Yüreği”. Conan’ın taratıcısı Howard’ı detaylıca anlatmıştım. Tarzına aşina olan bilir zaten. Hikâyenin temelinde bir Amerikan şaman tarafından bağışlanan öncü bir Teksaslının ebedi büyülü kalbi yer alıyor. Güçlü bir mistik, mitolojik ve büyülü duyguya sahip olan ancak yine de ciddi ve bir şekilde gerçekçi bir tonu koruyan öykü, herkesin hatırlayabildiği kadar uzun yaşamış olan yaşlı bir adam, Garfield hakkında. Geçmişte pek çok kez ölümcül yaralar almış olmasına rağmen, bir türlü ölmediği biliniyor. Ölü bir bedenin altında yaşayan, gizemli bir organın hikâyesine buyurun. Weird Tales’in önemli yazarlarından birinden, tarzını yansıtan güzel bir öykü.
Yine kısa yazamamışım. Oysa her öykü hakkında sadece birkaç cümle kuracaktım. Neyse artık… Sonuç olarak tekinsiz kurmaca seven herkesin okumasını, kitaplığında yer almasını öneriyorum. Umuyorum devamı da gelir ve daha hacimli olur.
REFERANSLAR:
https://en.wikipedia.org/wiki/Weird_Tales#Background
https://hellnotes.com/ron-breznay%E2%80%99s-masters-of-horror-henry-s-whitehead/
https://jordan179.livejournal.com/307336.html

Yorumlar
Yorum Gönder