KİTAP TANITIMLARIM 219.
“TUT Kİ BİR RÜYA GÖRDÜN” (Perchance to Dream” – Charles Beaumont, İthaki Y., 349 s., 1. Baskı, 2020.
Es geçilmemesi gereken bir yazar ve kitabını tanıtacağım sizlere. Tabii, tekinsiz kurgu fanıysanız. ABD’li Charles Beaumont’un (1929-1967) ismini ilk kez, “Alacakaranlık Kuşağı” (Twilight Zone, 1959-1964) dizisinde gördüm. Tüm sezonlarını izlediğim dizinin 22 bölümü, yazarın öykülerinden uyarlama. İçlerinde efsane bölümler var (“Uluyan Adam” gibi). Daha sonra da bazı klasik korku öykülerinin sinema uyarlamalarında senaryolarda ismini gördüm Beaumont’un. Bunların içinde Poe uyarlamaları “Premature Burial” (1962), “The Haunted Palace” (1963) ve efsane “The Masque of the Red Death” (1964) bulunmakta. Dolayısıyla, ismini iyi bilip hiçbir kitabını okumadığım bu yazarın, takip ettiğim bir seri olan İthaki’nin “Karanlık Kitaplık” kapsamında kitabının basıldığını görünce kaçıramazdım. Güzel, sürreal bir de kapak tasarımı olan kitabı beğenerek okudum.
Beaumont’un ismi, “Güney Kaliforniya Grubu” olarak bilinen bir yazarlar topluluğu içerisinde zikrediliyor. Aralarında Ray Bradbury ve Richard Matheson gibi isimlerin yer aldığı bu ekip, birbirlerinin yazarlığını geliştirmenin yanında, fantastik ve bilimkurgu türlerini tanıtmak için de birlikte çalışmış. Nitekim kitabın Önsöz’ü bu yazarlardan birisi olan Bradbury’nin, kısacık bir hayat yaşayan Beaumont’un anısına yazdığı metinden oluşuyor. Onunla tanışmasını, arkadaşlığını, hayatı boyu uğraştığı hastalığını (bir çeşit menenjit), yazarlığını-eserlerini ve ölümünü anlatıyor. Kendisini hızlıca çökerten, yaşlandıran bu hastalığı ilginçmiş özellikle. 38 yaşında öldüğünde doksanlarında gibi görünüyormuş…
Kitaba geçelim. Yazarın 24 adet öyküsünden oluşuyor. Dipnotlarda belirtildiği üzere, “Alacakaranlık Kuşağı” dizisine uyarlanan 5 öykü var: kitaba ismini veren ve açılışı yapan “Tut Ki Bir Rüya Gördün” (S1.B9) dışında, “Orman” (S3.B12), “Uluyan Adam” (S2.B5), “Bir Leydiye Şarkı” (S4.B17) ve “Kendi Suretinde” (S4.B1)… Ancak, okuyunca farkına vardığım üzere, 2 tanesini atlamışlar: “Güzel İnsanlar” adlı öykü, dizinin sevdiğim bölümlerinden birisi olan “Number 12 Looks Just Like You”nun (S5.B17) senaryosu. Dizinin “Shadow Play” (S2.B6) adlı bölümü ise kitaptaki “Traumerei” adlı öyküden uyarlanma. Bu öyküleri okuyunca, kitapların ekrana aktarılmasında her zaman aynı etkinin başarılamaması sorunsalını bir kez daha düşünmeden edemedim. Zira öyküler dizi bölümlerinden daha iyi. Yazarın tarzı konusunda ise yine dizi iyi bir referans. Çoktan aza etiketlersem; tekinsiz fantezi, gerilim-gizem-korku, distopya-bilimkurgu ve bazen de mizahla nadiren de bir damla dram… “E, her tarzda yazmış” diyebilirsiniz ama 24 adet öykü olduğunu unutmayın. Hemen hemen herkes için bir şeyler içeren, iyi bir koleksiyon olarak nitelendirelim.
Bazen sürükleyicilikten dem vururuz, bazı iyi kitapları okuması kolay olmadığı, sürükleyici olmadığı için onların hakkını vermekte zorlanırız. Fakat Beaumont, okuması çok keyifli ve sürükleyici yazmış. Dolayısıyla “Elimden bırakamayacağım, sürükleyici kitap arıyorum” diyen tekinsiz kurgu meraklıları için birebir bir kitap. Sade bir dil, gizemin ve merakın sürüklediği, net ve finalleri vurucu kısa öyküler. Bazıları beklenmedik, ters köşe, sürpriz sonlara sahip. Bazı öyküler öyle güzel kurgulanmış ki, hiçbir fazlalık kelime barındırmayan ve son cümleleri surata inen yumruk etkisi yaratan işler. Tabii ki hepsi değil, bu kadar çok öyküde bu başarıyı yakalamak zor ve sonlara doğru düşüyor kitap. Yine de öykülerin çoğu böyle, birkaç tane vasat diyebileceğim var sadece. Tema ve konulara göz atalım: gerçeğe dönen kâbuslar, obsesyonlar, kimlik kaybı, cinsel sembolizm, garip-gizemli canlılar, ruhlar, büyücüler, vampirler, insanlığın kâbus gibi distopik geleceği, zaman yolculuğu, makineler ve robotlar, kötülük-Şeytan sembolizmi, kıyamet ve tabii ki ölüm vs. Bazı öykülerde cinsiyetçi ve ırkçı yapılar da göze çarpabiliyor. Bunları görmezden gelirsek çevrecilik, sömürgecilik, uyum sağlamaya karşı bireycilik, maneviyat, şüphe, nostalji ve haysiyetle ölmek gibi temalar, hikayeleri daha evrensel ve zamansız hale getiriyor. Aynı zamanda anlatılardaki sonlara doğru görülen beklenmedik dönüşümlerin zekice numaralardan ziyade, değinilen daha büyük temanın tamamlayıcı bir parçası olduğunu hissettiriyor. Klasik, tanıdık unsurlar hızlıca öykülere ilgimizi odaklıyor ama bazen bu unsurlar farklı açılardan ele alınıyor. Mesela, “Kan Kardeş” adlı öyküdeki, psikiyatra tedavi için başvuran ve yaşamındaki zorlukları anlatan vampir böyle bir örnek.
Bradbury’nin de belirttiği gibi, Beaumont’un bu tarz için en önemli özelliği, zekiliği ve yaratıcı fikirleri. Yani, öyle bir fikir buluyor ki, bu fikrin kendisi zaten sürükleyici bir öykü adına yetiyor. Örneğin; birbirini tuzaklarla yok etmeye çalışan, dünyada son kalan iki büyücü (“Büyücünün Ay’ı”); herkesin 18 yaşına geldiğinde, birkaç seçenek içerisinden yüz seçerek estetik ameliyatla o surete sahip olduğu, dolayısıyla tüm yetişkinlerin idealleştirilmiş güzel/yakışıklı olarak ama sadece birkaç farklı şekilde göründüğü gelecekteki dünya (“Güzel İnsanlar”) gibi. Hatta okurken bazen, belki de bu fikirler üzerine yazılabilecek en iyi öyküyü yazmıyor yazar, belki başkası bu fikirleri alıp daha iyi öyküler yazabilir diye düşünüyorsunuz. Bir edebiyat sınıfına ödev olarak verip, her öğrencinin kendi öyküsünü yazdırmak isterseniz, ideal malzeme var kitapta. Belki de Beaumont’un tek amacı bu fikirleri sergilemek. Minimum olay örgüsü ve karakter gelişimi var.
En sevdiğim öykü, “Uluyan Adam”… Klasik gotik korku atmosferi, kötü karakteri ve gizemiyle öne çıkmasına rağmen asıl şaşırtıcı yanı, beklenmedik finali. Almanya’da bir manastırda misafir olan bir gezgin, geceleri duyduğu uluma seslerini takip ederek (yasak olmasına rağmen), bir zindana hapsedilmiş olanla tanışır… Zindana hapsedilmiş olan, kurtuluş talep eder. Acaba işkence görmüş, hapsedilmiş bir masum mudur yoksa yalan mı söylemektedir? Hikayede anlatıcının verdiği kararın yol açtığı gerçek dünya tarihindeki global sonuçlar, olayı bambaşka boyuta taşıyor. Barışın da aslında, zincirlenen ama her an zincirinden kurtulma potansiyeline sahip kötülüğün pusuda yattığı geçici bir süreç olduğunu vurguluyor öykü.
Yukarıda değindiklerim haricinde diğer öyküleri 1-2 cümleyle özetleyeyim. “Tut Ki Bir Rüya Gördün”, tekrar eden kâbuslarda yaşanan ölüm korkusu üzerine bir durum öyküsü. “Orman”, distopik bir gelecekte Afrika’da Kenya taraflarında doğayı katlederek teknolojik şehirler kuran batılı beyaz insandan büyüyle alınan intikam hakkında. Güncel ve teknolojik olanın kadim ve doğaüstüyle baş edemeyeceği vurgulanmakta ve çevreci bir bakış sunulmakta. “Hepsine Birden Sahip Olmazsınız”, tüm dünyada idealize edilmiş bedensel özelliklere sahip kadınların listesini bir program yardımıyla çıkarıp, ölmeden önce hepsiyle birlikte olmaya çalışan bir adamın hikâyesi. Cinsiyetçi ama sarkastik ve tempolu… “Fritzchen”, ne olduğu bilinmeyen gizemli bir yaratığın yol açtığı dehşeti anlatıyor. “Baba, Babacığım”, bir zaman yolculuğu öyküsü: hiç var olmamak için, icat ettiği zaman makinesiyle geçmişe gidip babasını öldürmek isteyen bir adamı anlatıyor. Sonunu asla tahmin edemeyeceksiniz ve beklenmedik bir moda gireceksiniz. "Toplanma Yeri", yine şaşırtıcı bir sürprizle biten post apokaliptik bir kısa hikâye; dünyada yok olmadan geriye kalan küçük bir insan topluluğunu konu ediniyor. “Bir Leydiye Şarkı”, tüm uyarılara rağmen binmemeleri gereken bir gemiye binen bir balayı çiftinin yaşadıklarını anlatıyor. Geminin tüm mürettebat ve yolcularının, önceden belirlenmiş şok bir planı vardır. “Kendi Suretinde”, çocukluğunun geçtiği yere gitmesine rağmen kimsenin kendisini tanımadığı ve sonunda kendisinin ne olduğuyla ilgili şok gerçeği keşfeden bir adamı anlatıyor. “Canavar Şov”, dünyayı ele geçirmek için TV’yi kullanan uzaylı yaratıklarla ilgili. “Bedava Toprak”, doğaüstü adaletle ilgili tuhaf bir korku hikâyesi. “Sihirli Adam”, seçkideki en dramatik öykü. Herkes tarafından çok sevilen, illüzyon gösterileri yapan bir sihirbazın, hayatının son zamanlarında gösterilerindeki hileleri insanlara gösterdikten sonra kaybettiği itibarını aktarıyor. Hüzünlü… “Son Ayin”, son kullanma tarihi geçip hurdaya çıkmak üzere olan bir androidin, cennete gitmek istemesini anlatıyor; son anlarında bir rahip çağırır. Bu öyküdeki bilim, din ve ölüm gibi konular üzerine diyaloglar ilgi çekici. “Sarı Pirincin Müziği”, kendisine komplo kurulan acemi bir boğa güreşçisiyle ilgili. Uzun zamandır boğalar hiç güreşçi öldürmediği için kesat giden işleri yeniden canlandırmak adına en güçlü boğayla en acemi güreşçiyi karşı karşıya getirmek isteyen patronlar, bu güreşçinin menajeriyle anlaşır ama güreşçi tam arenaya çıkacakken vicdan yapan patron, gerçekleri ona açıklar. Şimdi güreşçinin tepkisi ve kararı ne olacaktır? “Yeni Komşular”, orta sınıf bir mahalledeki yerli Okült bir tarikat hakkında şok edici bir hikâye. “Rosemary’nin Bebeği”ni getirdi aklıma. “Yeni Ses” ise dünyada çeşitli canlıların ölüm anındaki seslerini koleksiyon yapıp en sonunda geriye bir tek kendi sesinin kaldığını düşünen bir adam hakkında. Nükleer kıyamet de kapıda… “Traumerei”, tüm gerçekliğin aslında kendi rüyası olduğu ve her seferinde ölüm cezasına çarptırılıp infaz edildiğinde yeniden başka bir rüyaya uyanan bir adamı anlatıyor. Bunlar dışında ayrıca yazarın arabalara ve caz müziğine olan sevgisini yansıtan hikâyeler de var. Bunlardan, “Klasik Bir Kaçamak”, eşini klasik bir arabayla aldatan bir adamı anlatıyor. “Taşrada Ölüm” ise Beaumont'un en sevdiği eğlencelerden biri olan otomobil yarışlarıyla ilgili heyecanlı bir gerilim. “Gece Yolculuğu” ise bir ilişkinin trajik sonuçlara neden olduğu bir caz grubu elemanları hakkında.
Kitabın sonunda, aktör William Shatner (“Uzay Yolu”nun Kaptan Kirk’ü desem bilirsiniz), tarafından yazılmış bir Sonsöz var. Beaumont'un nadir görülen hastalığı nedeniyle erken ölümünü şöyle tanımlıyor: "Yazacağı bir bilim kurgu hikâyesi gibi. Aktif, genç ve yaratıcı bir yazar olan Charlie Beaumont, otuzlu yaşlarında yaşlılıktan öldü!”
Sonuç olarak, kitabı tüm gerilim, gizem, korku ve bilimkurgu seven okuyuculara kesinlikle tavsiye ediyorum. Çok zekice fikirlerle oluşturulmuş; kısa, net ve vurucu öyküler. Pek çoğunu seveceksiniz. Şuraya da 24 öyküden en sevdiğim 5 tanesini bırakayım: “Tut Ki Bir Rüya Gördün”, “Uluyan Adam”, “Güzel İnsanlar”, “Son Ayin”, “Traumerei”.
REFERANSLAR.
https://en.wikipedia.org/wiki/Charles_Beaumont
https://www.imdb.com/title/tt0052520/reference/
https://weirdfictionreview.com/2015/11/review-perchance-to-dream-by-charles-beaumont/

Yorumlar
Yorum Gönder