KİTAP TANITIMLARIM 249.
“YEŞİL SURAT” (Das grüne Gesicht) – Gustav Meyrink, İthaki Y., 245 s., 1. Baskı, 2022.
Avusturyalı yazar Meyrink’in (1868-1932) ünlü “Golem” sonrasındaki ikinci romanı “Yeşil Surat”, 1916’da yazılmış. Yazarın 3. romanı “Walpurgis Gecesi” de daha önce tanıtımlarımda yer almıştı. Benzer tarzda bir roman bu da. Yalnız, diğer kitabın girişinde biraz zorlanmıştım, bunda ise daha hızlı içine alıyor hikâye. Diğer kitapta mekân Prag’dı, burada ise Amsterdam. Orijinali İngilizce kitaplara alışkın olduğumdan sanırım burada da diğer kitaptaki gibi kişi ve yer isimleri biraz okuma ritmini yavaşlatıyor (orada Çek, burada Hollanda). Romanlardaki zaman ise her ikisinde de yazıldığı zaman, yani I. Dünya Savaşı yılları.
“Yeşil Surat”, savaşın hemen akabinde mültecilerle dolu Amsterdam'da sıra dışı müşterilere ev sahipliği yapan tuhaf bir sihir dükkânını ziyaret eden Fortunat Hauberrisser adlı ana karakterle başlıyor. Burada karşılaştığı yeşil suratlı tekinsiz bir adam (gezgin Yahudi) kendisini korkutur ve rahatsız eder, böylece adamı takip etmeye çalışır. Bu adam onun hem düşsel hem de gerçek dünyasına musallat oluyor. Gizemli, doğaüstü, imgesel, mistik, Okült, dinsel (özellikle Yahudilik), tuhaf, belirsiz, rahatsız edici bir roman. Bir yandan da yazıldığı ve olayların geçtiği tarihi bağlama göndermeler yapıyor. Savaşın sonuçlarının dünyayı değiştireceğini ve daha da büyük bir altüst oluşa yol açacağını ima ediyor. Oldukça derin bir roman. Ruhsal aydınlanma gibi bir derdi var.
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Kitap ilerledikçe Hauberrisser’in arkadaşları ve diğer karakterlerin de bu gezgin Yahudi'yi ya resimlerde ya da gerçek hayatta görmüş oldukları ortaya çıkar. Yeşil, bronz bir yüzü var ve ne iyinin ne de kötünün habercisi gibi görünüyor. Ardından Hauberrisser gördüklerini ve bunun ne anlama gelebileceğini anlamaya çalışıyor. Büyü dükkânına geri döndüğünde, dükkânın yeni bir ismi olduğunu ve Yahudi hakkında kimsenin bir şey bilmediğini keşfeder. Bu arada Hauberrisser'in Pfeill adında, spiritüalist bir tarikata mensup bir arkadaşı vardır. Bu tarikat üyelerinden birisi bir Zulu savaşçısı tarafından öldürülür. Sonra Hauberrisser, Eva adında, anında âşık olduğu bir kadınla tanışır. Ardından Zulu savaşçısının Eva’yı takip ettiği ve Afrika büyüsüyle onu kontrol etmeye ve tecavüz etmeye çalıştığı bir bölüm gelir. Kadın daha sonra ortadan kaybolur. Ama sis bulutunun içinde tekrar belirir ve ölür. Kitabın en son sahnesi, Amsterdam'ın (ve diğer her yerin aynı yıkımla karşılaştığı varsayılıyor) güçlü rüzgârlar (kasırga ve hortum) tarafından yıkılışını anlatıyor.
SPOILER SONU!
Meyrink’in diğer romanı gibi burada da çok sayıda Yahudi ve Hristiyan mitleri başta olmak üzere dini göndermeler yoğun. Elijah ve Kabala'dan ve bu dünyadan öte dünyaya bir köprüden bahsediliyor mesela. Bu yazarı iyi anlamak için Kitab-ı Mukaddes’e ve diğer pek çok dini-mitolojik kitaplara hâkim olmalı diye düşünüyorum. Romanın temelindeki bu dinsel motifler dışında ürkütücü bir gizem/gerilim, bilinmezlik mevcut. Karanlık ve kasvetli bir fantastik yapısı var. Geçmiş dünyadan karakterlerle o dünyadakiler iç içe ve aydınlanmış ruhlar sanki bir rehberlik içindeler. Ayrıca Meyrink bir kâhin gibi, I. Dünya Savaşı’ndan sonra daha da kötü şeylerin geleceğini tahmin ediyor gibi görünüyor. Örneğin ortalarda Naziler yokken bu önseziden bahsediyor. Yalnız bir yandan da kitaptaki Afrikalı karaktere yüklenen özellikler fazla ırkçı duruyor.
Sonuç olarak özellikle maneviyat, dini-mistik-ezoterik meselelere ilginiz varsa ve bu konularda donanımlıysanız bu romanı okuyabilirsiniz. Ortalama bir korku-gerilim okuyucusuna değil daha derin okuma peşinde olanlara öneriyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder