KİTAP TANITIMLARIM 253.
“ALTIN ÇANAK, Zamanımızın Bir Masalı” (Der goldne Topf. Ein Märchen aus der neuen Zeit) - E. T. A. Hoffmann, Can Y., 128 s., 1. Basım, 2021.
Alman romantizminin üstadı Hoffmann’dan (1776-1822) bir fantastik masal. 1814’te yayımlanmış. Dönemin ve türün simge metinlerinden biriymiş. On iki bölümden oluşuyor ve her bölümün ismi “Birinci Gece Nöbeti, İkinci Gece Nöbeti…” şeklinde sırayla gidiyor. Elma satan yaşlı bir kadının sepetini devirdikten sonra hayatı değişen ve kendisini gerçekle fantastik bir dünya karışımında yaşıyor bulan üniversite öğrencisi Anselmus’un maceraları anlatılıyor kitapta. Geleneksel masal unsurları, antik mistisizm öğeleriyle harmanlanmış. Ayrıca fantastik dünya şiirle benzeştirilmekte. Dünyanın, akıl yoluyla ulaşılabilir gündelik gerçeklik ile yalnızca şiirsel eğilimlere sahip insanların erişebildiği fantezi dünyası olmak üzere romantik bir şekilde bölünmesi söz konusu.
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Masal, Dresden'de İsa'nın göğe yükseliş günüyle başlıyor. Anselmus, yaşlı bir elma satıcısının sepetini devirir. Yaşlı kadının zararını telafi etmek için kutlama faaliyetlerinde kullanmayı düşündüğü para kesesinin tamamını kadına verir, ancak daha sonra hızla kaçıp gider. Kadın onu şu sözlerle tehdit eder: "Haydi koş bakalım – koşmaya devam et, Şeytan’ın oğlu – yolunun sonu, kristalin dibi - kristalin dibi." Anselmus, bir mürver ağacının altında durur. Buradan güzel, kristal çanlara benzer sesler duyulur. Başını kaldırdığında bir yılanın mavi gözlerini görür ve hemen âşık olur. Kısa bir süre sonra ortadan kaybolduğunda ise kendini kaybetmiş ve kafası karışmış bir haldedir. Daha sonra Anselmus, Müdür Yardımcısı Paulmann ile karşılaşır ve onun evine davet edilir. Orada müdür yardımcısının on altı yaşındaki kızı Veronika ile tanışır. Veronika, Anselmus ile ortak bir gelecek hayal eder. Ayrıca, ona eksantrik simyacı ve büyücü olan Arşivci Lindhorst için eski belgelerin fotokopisini çekmesi için bir iş ayarlayacak olan Katip Heerbrand da oradadır. Yaşlı kadınının zararını telafi edebilmesi için bu kopyalama faaliyeti karşılığında para kazanması gerekmektedir. Ancak oradaki ilk iş gününe başlamak üzereyken kapıda yaşlı kadın belirir ve Anselmus şoktan bayılır. Birkaç gün sonra tesadüfen sokakta Archivarius'la karşılaşır. Archivarius onu sihirli güçleriyle etkiler ve Anselmus'un gördüğünün, yılanın kızı Serpentina olduğunu söyler. Lindhorst ailesinden, güzel bir ateş zambağı ve siyah bir ejderha içeren ilginç bir hikâye anlatır. Ertesi gün Anselmus çalışmalarına başlar. Anlayamadığı yabancı dildeki metinleri hiç hata yapmadan kopyalaması gerekmektedir. Lindhorst ayrıca orijinallerin hiçbirini mürekkeple lekelememesi konusunda onu açıkça uyarır. Neyse ki Serpentina'dan yardım alır ve bu sayede işini zahmetsizce başarır. Bu yazıları ne kadar çok incelerse, onlara o kadar aşina olur ve bir gün, içeriğini birkaç adımda öğrendiği ve sonunda anladığı bir yazıyı kopyalar: Bu, gerçekte bir semender, ateşin temel ruhu olan ve efsanevi Atlantis dünyasından kovulan Archivarius'un hikâyesidir. Oraya geri dönebilmek için üç yılan kızını evlendirmesi gerekmektedir. Anselmus'u kaybetmekten korkan Veronika, ekinoks sırasında her gece yaptığı bir ritüelde kendisine metal bir ayna yapan yaşlı kadına gider. Anselmus, bir süre sonra konuyu tekrar incelediğinde, Serpentina ve semender hikâyesinin kendi hayal ürünü olduğunu düşünür ve Veronika'ya âşık olur. Mahkeme üyesi olur olmaz onunla evlenmeye söz verir. Daha sonra Lindhorst'un bir başka yazısını kopyalamaya çalıştığında, bu ona garip gelir ve yanlışlıkla orijinalin üzerine mürekkep döker. Bir büyüyle raftaki kristal bir şişenin içine sürgün edilir. Orada yanında Archivarius için çalışan ancak hapsedildiklerinin farkında olmayan başka genç adamların da bulunduğu başka şişeler keşfeder. Kısa bir süre sonra cadı ortaya çıkar ve toprak elementinin semendere hediyesi olan “Altın Çanağı” çalmaya çalışır. Daha sonra Archivarius papağanıyla birlikte ortaya çıkar ve ikisi de yaşlı kadınla ve onun kara kedisiyle dövüşürler. Sonunda Lindhorst cadıyı yener ve cadı gerçek formu olan pancara dönüşür. Öğrencinin “düşmanca prensiplerden” etkilenmiş olması nedeniyle Archivarius onu affeder ve şişeden çıkarır. Veronika, Anselmus'un yerine artık saray danışmanı olan Heerbrand'dan evlenme teklifi alır ve içindeki karışıklığa ve Anselmus'a olan hislerine rağmen teklifi kabul eder. Anselmus, Atlantis'in büyülü topraklarında bir şövalyenin malikânesinde mutlu bir şekilde yaşayabilmek için Serpentina ile evlenir. Sonunda Lindhorst, mutlu Anselmus'u kıskanan kurgusal anlatıcıyı, her insanın şiire erişebildiği ve "tüm varlıkların kutsal uyumunun doğanın en derin sırrı olarak kendini gösterdiği" ifadesiyle teselli eder.
SPOILER SONU!
Fantastik bir bombardımanla gündelik gerçeklik iç içe, Hoffmann’ın sıcak üslubuyla bir arada. Geçiş akışkan. Paralel dünyalar gibi görünse de tek bir evrende gerçek ve gerçek üstü varlıklar uyum içinde iç içe yaşıyor gibiler. İyi-kötü dikatomisi dikkat çekici. İki karakter üzerinden gerçeklik-fantastik ayrımını da okuyabiliriz: Anselmus kötülüğün cazibesine kapılmasına rağmen özgürlüğünü yitirdiğinde zihni geri döner. İnanç, sevgi ve umut uğruna gündelik gerçeklikten kaçma fikri çarpıcı. Zira Anselmus mutluluğu fantastikte buluyor. Doğanın en derin sırrı, tüm varlıkların kutsal uyumu olarak gösterilir ona. Böylece yaşama dair derin ve kapsamlı bir anlayışa ulaşır. Veronika ise tam tersine; Anselmus'un sevgisini sihir yardımıyla kazanmak isterken, günlük dünya ile fantastik dünya arasında sıkışmış gibi görünmekte; ancak sonunda büyücülüğe olan her türlü eğilimi reddediyor. Anselmus’tan vazgeçip Heerbrand’la evlenmeyi kabul etmesi, onun gündelik gerçekliğe ve burjuva yaşamına ne kadar derinden bağlı olduğunu gösteriyor.
Masalın on iki bölümden oluşmasının zamanla-saatlerle bir ilgisi var gibi. Sıklıkla, kritik olaylar belli saatlerde gerçekleşir: Anselmus tam öğleden sonra saat üçte elma tezgâhına koşar, tam öğleden sonra saat on ikide Archivarius Lindhorst’un “çan yılanı saldırısına” kurban gider ve tam ekinoks gece yarısında cadı ve Veronika sihirli aynayı yaparlar. İnançlara (mitlere)-masallara ait bazı öğelerle karşılaşıyoruz ayrıca: baştan çıkaran yılan (Hoffmann’ın İncil’e gönderme yapmayan eseri var mı?), ateşin elemental ruhu olan semender, Atlantis, ejderha, zambak kadehi mitsel olanlarken cadı, büyü, sihirli ayna, hayvanlar ise masallarla ilişkili olanlar. Masaldan keşfedilecek daha fazla şey olduğuna da eminim.
İşte böyle. Masal ve fantastik sevenlere, ayrıca klasik eserlere duyarlı olanlara…

Yorumlar
Yorum Gönder