KİTAP TANITIMLARIM 237-239.

 

“DARKTHRONE – Unholy Black Metal, Satanic Poetry” – Sub Y.

 

“MAYHEM – Pure Fucking Armageddon” – Sub Y.

 

“BURZUM” – Varg Vikernes

 

Genel olarak Black Metal, daha daraltırsak Norveç Black Metal’i (özellikle ilk dönemleri) ve nihai olarak söz konusu grupların hayranlarına hitap eden 3 kitabı bir arada kısaca tanıtacağım sizlere. Özel bir kitleye yönelik olduğundan sanırım, yanlış bilmiyorsam yalnızca İstanbul’da Hammer Müzik’te satılıyorlar. “Darkthrone” ve “Mayhem” kitabı Sub Yayınları “Early Serisi” etiketiyle basılmış ve sırasıyla 1-2 diye numaralandırılmış. “Burzum” kitabında ise bir yayınevi görünmüyor. Her üç kitapta da barkod, baskı yılı ve sayfa numarası yok. Girişte açıklayıcı bir künye yok, Önsöz yok. “Burzum” kitabı Varg’ın kendi yazdıklarının çevirisi. Diğer iki kitap ise grup elemanlarının kendileriyle yapılan bazı röportajlardan ve üçüncü kişilerin grup hakkındaki yazılarından oluşmakta. Bazı yerlerde kaynaklar belirtilmesine rağmen belirli bir düzen olduğunu söylemek zor. Ek olarak, özellikle bu 2 kitapta çok sayıda olmak üzere siyah-beyaz fotoğraflar mevcut. Sayfa sayısı olarak aşağı yukarı bu 2 kitap 40’ar ve “Burzum” 70 diyebilirim ama belirttiğim gibi Sub kitaplarının sayfalarının yarıya yakını fotoğraftan oluşuyor (“Burzum” kitabında 2 tane).

Serinin adından da anlaşılacağı üzere (Early Days), “Darkthrone” ve “Mayhem” kitapları, grupların erken dönemlerine odaklanıyor. Kuruluş öncesi ve kuruluş aşamaları, ilk kayıtları ve devamının hikâyeleri, amaç ve fikirleri vs. Darkthrone’un ikinci albümünde kasıtlı olarak yaratılan çiğ soundun ve o dönemler bu 3 grubun da Death Metale olan tepkilerinin yansımalarını okuyoruz. Darkthrone kitabında müzikle ve prodüksiyonla ilgili daha çok bilgi varken “Mayhem” kitabında daha ziyade tavırlarıyla ve aykırı kişilikleriyle ilgili bölümler var. Özellikle röportajlarda kendi içlerinde bile tartışıyorlar. Çok genç yaşta olduklarını hatırlamak lazım.  Detaylardan daha fazla bahsetmeyim, ilgilenen okusun.

“Burzum” kitabı ise anladığım kadarıyla 2005 senesinde Varg’ın yazdıklarından oluşuyor. Deniz Gün ve Ozan Şahin tarafından çevrilmiş ve kitabın girişinde bir de “Powered by S.E.” yazıyor. Bu kitap başlık başlık gittiği için daha düzenli ve Varg’ın epey bir konudaki düşünceleri ve yaşanan bazı olayları anlattığı bölümler yer alıyor. 13 bölüm başlığı var: “Kökler ve Anlam”, “Euronymous”, “Manipülasyon”, “Norveç”, “Satanizm”, “Müzik”, “Nazi Hayaleti”, “Yol”, “Yarın”, “Beyaz Tanrı”, “Tencere-Kapak”, “Belus”, “Logo”.

Varg, önce Burzum ismini neden seçtiğinden bahsediyor. Tolkien’in ünlü “Yüzüklerin Efendisi” serisindeki güç yüzüğünün üzerinde yazan kelimelerden birisi olan ve “karanlık” anlamına gelen bu sözcüğü Varg, seride en çok Mordor diyarı ve kötü taraftan etkilendiği için seçmiş. Katolik bir İngiliz olan Tolkien’in özellikle kötü karakterlerinin eski pagan ve bilhassa İskandinav mitolojisine benzediği için bu etkinin kendisinde oluştuğunu belirtiyor.

En ilgiyle okuduğum ikinci kısımda ise Euronymous ile tanışmalarından başlayıp onu öldürmesi ve sonrasındaki kaçış, yakalanma, yargılanma sürecini anlatıyor. Bu olayları çok duyduk, okuduk ama Varg’ın anlatımında bazı farklılıklar var. Akira Kurosawa’nın “Rashomon” filminde küçük bir olayın içindeki birkaç karakterin yaşananları birbirlerinden farklı anlatması gibi, belki de herkes kendini haklı çıkaracak şekilde olayları dile döküyor. Burada da Varg kendisini haklı çıkaracak şekilde anlatıyor olayları. Detayını anlatmayacağım yine, okursunuz. Sadece şunu belirtmekle yetineyim; ilk önce Euronymous’un kendisini öldürmeyi planladığını ve cinayet gecesinde de ilk saldıranın Euronymous olduğunu söylüyor Varg. Neyse, sonuçta ortada 1 tane cinayet var ve cinayet asla haklı çıkarılamaz ve kabul edilemez bence. 

Sonra, verdiği ilk röportajları Euronymous ile planladığını, amacın ilgi çekip satışları arttırmak olduğunu, aslında medyayla dalga geçtiğini ama medyanın bunu ciddiye aldığını ve her şeyi manipüle ettiğini anlatıyor. Kendisi içerdeyken Euronymous’un ona yardım etmek yerine korkup, şirketini (Deathlike Silence) kapattığını, onun ailesinden ve diğer insanlardan korkan bir süt çocuğu olduğunu söylüyor. Asla bir satanist olduğunu söylemediğini, kendisinin bir pagan olduğunu özellikle belirtiyor. Bu yüzden Yahudi-Hristiyanlıktan nefret ettiğini, bu dinlere karşı her eylem ve sembolün geçmişten bu yana satanizm olarak görüldüğünü ifade ediyor. Eskiden cadı diye yakılanlardan kendisine kadar, aslında Avrupa’da satanizm denilen şeyin Yahudi-Hristiyan karşısında olan her şey olduğunu, Şeytan’ın bu dinler tarafından uydurulduğunu belirtiyor. Yargıca defalarca kendisinin satanist olmadığını söylemesine rağmen, ifadeye satanist olarak yazanın da kendisine aşırı öfke gösteren bu yargıç olduğunu söyleyerek ülkeyi ve sistemi de eleştiriyor. Yargılanma sürecinde alması gerekenden daha fazla ceza verildiğini, yapmadığı bazı eylemlerin de üzerine yıkıldığını ve avukatının başarısızlığını da ekliyor.

Sonra müziğinden, amacından, albümlerinden bahsediyor. Diğer Black Metal ya da Metal gruplarıyla ortak bir yanı olmadığını, teknik soruların (gitarın markası, ekipman vs.) onun için bir anlamı olmadığını, istediğinin samimi bir duygu ifadesi yaratmak olduğunu ve toplumdan uzak yalnızlığı, doğayı tercih ettiğini belirtiyor. Herhangi bir marka herhangi bir enstrümanla duygularını müziğe dökebileceğini söylüyor. Sık sık paganizm, eski tanrılar, İskandinav kültüründen dem vuruyor. Milliyetçi söylemlerinin de yanlış anlaşıldığını, Nazi ifadesinin üzerine haksız bir şekilde yapıştırıldığını anlatıyor ve detaylandırıyor. Genel olarak kendisi hakkında başkalarının yazdığı yanlış şeylere inanıp da insanların bu konular hakkında neden kendisine danışmadıklarına karşı öfkeleniyor. Bu kısımlarda bazı söylemlerine hak vermekle birlikte nereden baksan elinde kalacak (yan çizmeye çalıştığı izlenimi veren) bölümler de var.

O yıllarda yeni çıkaracağı “Belus” albümünün adı aslında “White God” (Beyaz Tanrı) olacakmış. Bu da eski mitolojik bir tanrıymış ama insanlar bu “beyaz” ifadesini ırkçılığa yorduğu ve Varg da bir türlü bunu değiştiremediği için albümün adını değiştirmiş. Son olarak da logodan bahsediyor. Burzum’un bir logosu olmadığını, aslında albüm kapaklarında grup isminin sadece bazı yazı fontlarıyla yazıldığını, bunu da kendisinin bizzat istediğini söylüyor. Temel olarak yaptığı her şeyi sadece kendi istediği için yaptığını vurguluyor.

İşte böyle. Daha çok “Burzum” kitabıyla ilgili yazdım ama ilgi çeken kısımlar burada daha fazla. Söylenecek daha fazla bir şey yok. Black Metal fanlarının okuması gerekli kitaplar. Yalnız, fiyatların biraz daha uygun ve biçimsel olarak kitapların biraz daha tertipli olması daha iyi olurdu. Yine de emeği geçenlere teşekkürler.

Yorumlar

SİZİN İÇİN ÖNERİLEN DİĞER İNCELEMELER