KİTAP TANITIMLARIM 263.
ELEMENTALLER (The Elementals) – Michael McDowell, İthaki Y., 264 s., 1. Baskı, 2024.
İlk kez bir kitabını okuduğum, Amerikalı yazar Michael McDowell (1950–1999), henüz 49 yaşında AIDS nedeniyle hayatını kaybetmiş. Yazar, yalnızca romanlarıyla değil, aynı zamanda Tim Burton’ın “Beetlejuice” ve “The Nightmare Before Christmas” gibi klasikleşmiş yapımlarına katkısıyla da tanınıyormuş. “Tales from the Darkside” gibi antolojilerdeki senaryoları ve farklı türlerdeki eserleriyle korku, gerilim ve polisiye alanlarına katkı yapmış. McDowell’ın, özellikle Güney Gotik atmosferiyle harmanladığı anlatımı ve karakter derinliğiyle türün sınırlarını genişleten yazarlardan olduğu belirtiliyor.
“Elementaller”, bir “perili ev” romanı ama klasik gotik korku yazınındakilere göre bazı zıtlıklar içeriyor. Bir kere puslu, soğuk ve ıssız bir yerde yağmur, kar ve fırtınalar içerisinde gece karanlığında değil, bunların aksine, günlük güneşlik bir deniz kayısında geçiyor. Anlatısını Alabama Körfez Kıyısı’nın kavurucu güneşi ve yavaş yavaş yutulan bir kumsalın huzursuz sessizliğiyle şekillendiriyor. Roman, iki köklü Güneyli ailenin (Savage ve McCray’ler) nesiller boyu yaz tatillerini geçirdiği Beldame adlı ıssız bir sahil kasabasındaki üç Viktorya dönemi evini merkezine alıyor. Bu evlerden biri uzun süredir terk edilmiş ve kumullar tarafından yutulmakta. Ancak bu evin boş olmadığı kısa sürede anlaşılıyor.
Dolayısıyla Güney Gotik romanı diyebileceğimiz kitapta yazar, hikâyeyi yavaş yavaş inşa ederek okuru sıcak, yapışkan bir atmosferin içine çekiyor. Aile içi dinamikler, bastırılmış sırlar, geçmişin gölgeleri ve doğaüstü bir tehdidin giderek belirginleşmesiyle örülen roman, korkunun fiziksel değil, zihinsel ve duygusal bir sızma olduğunu hatırlatıyor. Yani yüksek tempolu ve bol öcülü böcülü bir şey beklemeyin. Karakterizasyon başarılı: New York’ta büyüyen, yaşına göre fazlasıyla olgun India McCray; onun alaycı ve mesafeli babası Luker; alkolle boğuşan Büyük Barbara ve yılların hizmetkârı Odessa Red… Hepsi, hem bireysel hem de kolektif bir geçmişin ağırlığını taşıyor. Ancak asıl başrol, üçüncü evin kendisi: sessiz, sabırlı ve ölümcül.
Romanın dili sade, yavaş ilerliyor olaylar. Gerçekçi bir yönü de var aile içi diyalogları ya da yaşananları okurken böyle hissettiriyor. Bazen sıkabilir, bazen gülümsetebilir sizi ama bazen de beklenmedik bir anda yumruk geliyor. McDowell, sıradan bir paragrafın ortasında ansızın okurun içini titreten bir cümleyle atmosferi altüst edebiliyor. Dolayısıyla farklı duygulara sürüklenmek mümkün. “Elementaller”, korkunun ne olduğunu değil, nasıl hissettirdiğini anlatan bir roman ve bunu yaparken, okurun hayal gücünü en karanlık köşelere sürüklüyor. Bu arada elemental kelimesinin sözlük anlamına baktığımda “ doğal olan, temel, doğa güçleriyle ilgili” gibi ifadeler gördüm. Yazar ise bu kelimeyi hem doğaüstü varlıkların doğasını hem de onların anlaşılmaz, ilkel ve kontrol edilemez güçlerini çağrıştırmak için çok katmanlı bir şekilde kullanmış görünüyor. Ayrıca romanda bolca karşımıza çıkan “kum” yalnızca fiziksel bir çevre unsuru değil, aynı zamanda bir imgesel ve sembolik katman olarak işlev görüyor. Metnin bütününe yayılan bu motif, birkaç düzeyde anlam taşıyor: zaman ve unutmanın simgesi, bilinmeyen ve adlandırılamayanın temsili, yıkım ve yeniden doğum, bilinçaltı ve bastırılmış travmalar, eh nihayetinde de Güney Gotik estetiğinin bir parçası diyelim (ayrıntılandırılmasını SPOILER kısmında yaptım). Yani, romana alternatif bir isim düşünsek, “Kum” olabilirmiş.
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Roman, Savage ailesinin reisi Marian Savage’ın cenazesiyle açılır. Tuhaf ve rahatsız edici bir törenin ardından, Savage ve McCray aileleri yaz tatili için Beldame’e gider. Burada üç Viktorya dönemi evi vardır: biri McCray’lere, biri Savage’lara ait olup, üçüncüsü ise terk edilmiş ve kumlar tarafından yutulmakta olan gizemli bir evdir. Kimse bu evin geçmişini tam olarak bilmez. Ancak 13 yaşındaki India McCray, bu evin cazibesine kapılır ve uyarılara rağmen araştırmaya başlar.
Evde bir şey(ler) vardır. İnsan olmayan, hiçbir zaman insan olmamış ve geçmişte aile üyelerinin ölümüne neden olmuş varlıklar. Bu varlıklar, “elementaller” olarak adlandırılır. Kumdan, nemden ve hiçlikten doğmuş gibi görünen bu varlıklar, şekil değiştirebilir, ölülerin suretine bürünebilir ve insanlarla oyun oynamaktan hoşlanırlar. Ancak anlaşılması mümkün değildirler; onları kontrol etmeye çalışmak bile tehlikelidir.
Aile üyeleri arasında bastırılmış sırlar ve karmaşık ilişkiler vardır. Luker’ın cinsel yönelimi ima düzeyinde işlenirken, India ile olan ilişkisi de sınırları zorlayan bir gerilim taşır. Büyük Barbara’nın alkol bağımlılığı, Lawton McCray’in açgözlülüğü ve geçmişte yaşanan trajediler, Beldame’deki yazı daha da karanlık hale getirir. Odessa, elementallerle başa çıkmak için bazı ritüeller uygular, ancak bunların etkisiz olduğunu sonunda kabul eder. Hikâye, India’nın cesareti ve Odessa’dan devraldığı güçle üçüncü evi yok etmesiyle sona erer. Ancak lanet bitmemiştir; India, Leigh’in ikiz çocuklarının da bu karanlık mirası taşıyacağını hisseder.
Kum, özellikle üçüncü evin yavaş yavaş bir kumul tarafından yutulmasıyla birlikte, geçiciliği, çürüme sürecini ve unutulmuş geçmişi temsil eder. Beldame tarihindeki korkunç olaylar, tıpkı kumun evleri örtmesi gibi, zamanla bastırılmış ve görünmez hâle gelmiştir. Ancak bu bastırma, tehdidi ortadan kaldırmaz, yalnızca görünmez kılar. Kum, şekilsizliği ve sürekli değişen doğasıyla, romandaki doğaüstü varlıkların (elementallerin) tanımlanamaz, sınırları belirsiz doğasını da yansıtır. Elementallerin ağzından kum dökülmesi, onların hem fiziksel hem de metafiziksel olarak “dünya dışı” ve “anlam dışı” olduklarını ima eder. Ayrıca kum, hem yıkıcı hem de yenileyici bir güçtür. Üçüncü evi yutarken bir yandan geçmişin izlerini siler, ama aynı zamanda yeni bir korkunun, yeni bir döngünün başlangıcını da temsil eder. India’nın hikâyedeki rolü, bu döngüyü kırmaya çalışmakla ilgilidir ama kumun altında kalan şeyin tamamen yok olup olmadığını asla bilemeyiz. Dahası, kumun her yere sızabilen, gözden ırak birikebilen yapısı, karakterlerin bastırılmış korkularını ve aile sırlarını simgeler. Özellikle India’nın üçüncü eve duyduğu çekim, bu bastırılmış travmalarla yüzleşme arzusunu da temsil eder. Ek olarak kum, güneşli ama tehditkâr atmosferin bir parçası olarak, Güney Gotik türünün çelişkili doğasını da yansıtır: güzellik ve çürüme, huzur ve tehdit iç içedir.
SPOILER SONU!
“Elementaller”, klasik korku kalıplarını güneşli bir sahil kasabasına taşıyarak ters yüz eden, atmosferiyle okuru boğan, karakterleriyle içine çeken bir roman. Yazar, doğaüstü unsurları gerçekliğin içine sızdırmış ve korkunun kaynağını asla tam olarak açıklamıyor. Bu da romanı daha da rahatsız edici kılıyor. Klasik perili evlerle kıyaslamamak gerektiği için çağdaşlarıyla kıyaslayalım: Shirley Jackson da “Tepedeki Ev” romanında korkuya bilinmezce, tekinsizce, sade yaklaşır ama onun anlatımındaki ustalığı (her ne kadar bir cevher olmasına rağmen kaleminde) bu yazarda tam bulamadım. Eksik bir şey var belki anlatım zenginliğinde, bilemiyorum. Aşırı paranormal olaylarla temposu hiç durmayan Richard Matheson romanı “Cehennem Evi” gibi yormuyor ama en azından. Daphne Du Maurier’in dil kalitesi ise başka bir seviye (her ne kadar “Rebecca” tam olarak bir perili ev romanı olmasa da). Yine de dikkate değer bir gerilim/korku romanı “Elementaller”.
Kan ve vahşet yerine, yavaş yavaş tırmanan bir huzursuzluk, açıklanamayan bir tehdit ve karakterlerin iç dünyasında yankılanan bir dehşet arayanlar için kitabı önerebilirim. Ancak bu konuda ilk ve öncelikli önereceğim bir roman olmayabilir. Neyse yine de okuyun; benim aram yok ama siz belki de yaz tatilinizde bir gün bir plajda kumların altında bir evin nefes aldığını hissedersiniz.

Yorumlar
Yorum Gönder