KİTAP TANITIMLARIM 265.

“İSTEMLİ ÖLÜM” (Hand an sich legen: Diskurs über den Freitod) – Jean Amery, Sel Y., 135 s., 1. Baskı, 2025.

 

Asıl adı Hans Mayer olan Avusturyalı yazar Jean Amery (1912-1978), Naziler tarafından işkence görmüş ve Auschwitz dâhil birkaç toplama kampında esir düşmüş, kamptan Belçika’ya kaçmış bir Yahudi. Aslında babası Yahudi, annesi Katolik’miş ama Hitler rejiminde Yahudi olarak muamele görmüş. Bu girişten, kitabı politik bir eser sanmayın; intihar üzerine bir deneme. Kitabı yazdıktan bir süre sonra Amery, intihar ederek yaşamına son vermiş.

İntihar üzerine dedim ama yazar intihar ve istemli ölüm terimlerini ayırarak, bu kitabın ikincisiyle ilgili olduğunu belirtiyor. İntiharın, bir eylem içerdiğini ve intiharla ilgili epey psikolojik vb. kitapların/çalışmaların mevcut olduğunu, kendisinin de bunları okuduğunu, intiharla ilgili istatistikler-kategoriler ve bilimsel verilerin bu kitapla ilgisi olmadığını, her intiharın kendine özgü olduğunu ve bireyin içinden ölümü isteme olgusuna bakmanın, onu değerlendirmenin bu kitabın amacı olduğunu söylüyor. Ayrıca özgürlük kavramı üzerinden, bireyin kendi yaşamı üzerindeki egemenliğini tartışıyor, intihara dair tabuları sorguluyor. Kendi yaşamını sona erdirme kararını özgürlüğün en saf şekli olarak yorumluyor. Ölümü istemeyi bir çaresizlik eylemi olarak görmüyor, bireyin kendi kaderini belirlemesi olarak değerlendiriyor.

Önsöz ve ardından 5 bölüme ayrılmış kitap. Bölüm başlıkları şöyle: 1. Atlayıştan Önce; 2. Ölüm ne kadar doğaldır? 3. Kendine el sürmek; 4. Kendine ait olmak; 5. Özgürlüğe giden yol.

Améry, kitapta "ölüm dürtüsü" kavramının yeni psikanaliz için hiçbir işe yaramayacağını belirtiyor. Ancak, Almanca istemli ölüm (Freitod) kelimesiyle kastettiği şeyin, başlı başına kavramın geçerliliğini bir ölçüde doğruladığını düşünüyor. Sosyolojik ve psikolojik teoriler ve verilerin, içinde intihar düşüncesi veya niyeti olan kişinin iç yaşamına asla gerçekten hâkimiyet sağlayabileceğini düşünmüyor; çünkü psikoloji ve sosyoloji, tıpkı ekonomik veya politik yaşam gibi bir yaşam mantığına dayanıyor. 20 yaşında bir gencin araba kazasında ölmesini doğal olmayan bir şey olarak nitelendiren aynı yaşam mantığı; yavaş, acı verici ve uzun süren bir ölümü (makineler ve modern tıbbın mucizeleri tarafından daha da uzatılabilir) istatistiksel verilerimizle (örneğin yaşam beklentisi) veya "normal" olana dair toplumsal anlayışla örtüşüyorsa, doğal olarak değerlendirir diyor. Aynı mantığın, kaba ve basitleştirilmiş bir ifadeyle yaşamı, doğuştan gelen dürtülerimizi ve genellikle güçlü olan kendini devam ettirme ihtiyacını, kısacası Schopenhauer'ın "irade" dediği şeyi, "olan"dan "olması gereken"e sorunlu bir sıçrama yaptırdığını belirtiyor. Tüm bunlar "iyi" veya "normal" ile eş tutulduğunda bu kavramlara, bu iradeye aykırı olan her şeyin toplum, insanlık tarafından yanlış, hastalıklı ve hatta ahlaki açıdan kınanması gereken bir şey olarak görüldüğünün altını çiziyor. Şöyle diyor: "İnsanlar yaptıkları tüm sefillikleri mazur göstererek ‘Sonuçta yaşamak zorundayız’ diyorlar ama zorunda mıyız? Bir yerde zaten oradayız diye orada olmak zorunda mıyız?" Bu nedenle Amery, tüm konuya tamamen ve kökten farklı, hatta tartışmasız, oldukça karamsar bir bakış açısıyla yaklaşmaya koyuluyor çünkü psikoloji veya sosyolojinin bu istemli ölümü arayan insanlara adaletli davranmadığını düşünüyor. İntihar hakkında ne kadar nesnel veri toplanırsa, ondan o kadar uzaklaşılır diyor.

Din ve toplum tarafından intiharın yasaklanması; onu bir suç, doğal olmayan ve saçma bir eylem olarak gösteriyor. Fakat bu tür bir yargılama ve kınama, dünyanın gidişatını kabullenenlerin, hayatta kalanların sözde nesnelliğini, tarafsızlığını ifade etmiyor mu? "Doğal" ölümün bile doğal olmayan ve skandal yönleri yok mu? "Atlayanlar illa ki deli değillerdir, hatta her koşulda 'rahatsız' veya 'perişan' değillerdir. İntihar eğilimi, kızamık gibi tedavi edilmesi gereken bir hastalık değildir. ... İntihar, insanlığın bir ayrıcalığıdır."

Ancak, önemli bir noktanın altını çizmek gerek, intiharı savunmak değil amaç. Giriş bölümünde yazar, kitabının intihar yanlısı bir çalışma olmadığını, intiharı ele alan ve bu düşünceleri barındıran kişinin içsel analizini derinlemesine yapmayan bilimsel araştırmalara bir tepki olduğunu yazıyor. Amery, bu insanların iç dünyasına yaklaşma girişiminin, dilin söylenemez olanı aktaramaması nedeniyle muhtemelen başarısızlığa mahkûm olduğunu da söyleyecek kadar ileri gidiyor. Bu cümleden akla Wittgenstein’ın Dil Felsefesi gelmiyor değil; zaten kitabın girişinde filozofun “Tractatus logico –philosophicus” eserinden alıntı bir cümle yer alıyor: “Mutlunun dünyası mutsuzunkinden başkadır. Ölümde de öyle; dünya değişmez, son bulur sadece.” Ayrıca yazar Önsöz’de belirttiği gibi Sartre’dan da epey etkilenmiş. Kendine yabancılaşmanın veya ötekilik hissinin de, intiharın nedenlerinden biri olduğunu düşünüyor. İçimizde ölüm isteği varken bile tıpkı bir düşman gibi bize karşı savaşan bir şey olduğunu da belirtiyor: elinde jiletle aynanın önünde duran bir adamı ve aynadaki görüntüye baktığında, tam da verilmiş bir karara karşı savaşan başka bir benlik hissini betimliyor. İntiharı oto-saldırganlık olarak gören zihniyete tepki gösteriyor; şiddeti, saldırganlığı ve hatta cinayeti bile son derece kişisel bir kararla (muhtemelen olabilecek en kişisel kararla) kendi hayatına son verme kararıyla ilişkilendiren talihsiz bir intihar damgalamasına şiddetle karşı çıkıyor. Gelişen dünyada eskiden hasta ya da sapkın olarak görülen bazı azınlıkların artık normal kabul edildiğini (burada eşcinselleri örnek gösteriyor) ama hala bireyin onurlu bir şekilde kendi istemli ölümünün hastalıklı veya yanlış bir düşünce olduğunun neden aşılamadığını sorguluyor. Belki de Japon olmalıymış Amery. Kültür örüntüleri toplumdan topluma değişiyor…

Dolayısıyla bu metin psikoloji ve sosyolojinin ötesinde yer alıyor. Bilimsel intihar biliminin bittiği yerde başlıyor. Kuramsal olmayan bir felsefi denemeyle bir inceleme karışımı gibi. Muhtemelen bu kadar farklı ve etkileyici bir eser olmasının temel nedeni de bu.  Elbette tüm değindiği her şeyi bu tanıtımda yazmadım, belli başlı yerlere değinerek kitabın derdini ve özünü aktarmaya çalıştım. Bir yazarın intihar etmeden önce ölümü isteme üzerine yazdığı bu kitabı okumak, onun bilinçaltına inmek demek ve bu da çağdaş bir bireyin varoluş krizlerini anlama yolunda farkındalık sunacaktır.  Schopenhauer, Sartre, Camus sevenler; dolayısıyla varoluşçuluk, nihilizm, ek olarak bireysel anarşizm ve psikanalize meraklılar, tutunamayanlar, kötümserler, ölümü isteyenler için öncelikle öneririm ama siz yine de intihar etmeyin; bu konular hakkında kitap okuyun, müzik dinleyin, film izleyin. Paradoksal olarak varoluşunuza anlam katın.

Yorumlar

SİZİN İÇİN ÖNERİLEN DİĞER İNCELEMELER