KİTAP TANITIMLARIM 267.

“KARA HASAT” (Dark Harvest) – Norman Partridge, İthaki Y., 119 s., 1. Baskı, 2022.

 

İthaki Yayınları’nın “Karanlık Kitaplık” dizisinden peş peşe kitaplar tanıtmaya devam ediyorum. Daha önce de belirtmişimdir muhtemelen; dizi kapsamında korku-gerilim türünün klasik eserlerinden güzel örneklerle birlikte modern ve çağdaş kitaplar da basılıyor. Epey sınırları genişledi yani, dolayısıyla kitap sayısı da arttı. Bu durum ise dizinin türün fanlarına özel bütünlüğünü bozdu. Zira kalite anlamında, dil ve üslup açısından vs. kutuplar oluştu. Bu genişlemenin, albenili kapak tasarımlarıyla birlikte bir satış stratejisi olduğunu düşünerek yayınevine bir fan olarak dikkat etmesini öneririm. Bunu neden yazıyorum; kötü kitaplar okumak islemediğim için. Yayınevine ve diziye güvenerek bilmediğim yazarlara da yöneliyorum; bazen memnun oluyorum tanıştığıma (Grabinski gibi), bazen de hayal kırıklığına uğruyorum. Şu an tanıtacağım kitap gibi…

1958 doğumlu, ABD’li yazarın bu novellası bir Cadılar Bayramı korku hikâyesi. Folk korku, gizem diyelim tarza. 2023’te aynı adla filme de uyarlanmış (Dark Harvest). Karakterler, kapak ve hikâye direkt olarak Ray Bradbury kopyalama çalışması gibi duruyor.  Onun Cadılar Bayramı anlatılarından daha karanlık şekilde yapmaya çalışıyor bunu. Biraz da Stephen King benzerliği görüyorum (özellikle “Mısır Çocukları” kurgusuna). Albenili kapakta gördüğümüz “Ekim Çocuğu” adlı (“Testere Dişli Jack” de diyorlar, benzer bir ismi daha vardı kitapta) korkuluk-yaratığın her sene Cadılar Bayramı’nda canlanıp elinde bıçağıyla kasabaya ilerleyip genç erkeklerle mücadele etmesinin 1963 yılındakinde yaşananlar anlatılıyor. Yaratıkla mücadele eden gençlerin her yıl kazanmayı arzu ettikleri bir ödül var. Yazarın dil ve anlatım yeteneği oldukça zayıf olduğu için olayın ne olduğunu ve kitabın sonunda açığa çıkan gizemi anlamak oldukça zor. En büyük problem, şimdiki zaman kipiyle yazılmış olması (yapıyor, ediyor). Çok nadir gördüğüm bir örnek bu ve okumayı zorlaştırıyor. Genelde kurgu eserler geçmiş zaman kipiyle yazılmakta; ya kendisi de hikâyeye dâhil olan birinci şahıs anlatıcı geçmişte yaşadıklarını anlatır (yaptım, yaptık, yaptı) ya da üçüncü anlatıcı (yazar) o an yaşananları anlatır (yaptı, etti, sonra gitti, ardından geri geldi gibi). Yazar burada üçüncü şahıs anlatımını şimdiki zamanla kullanmış ya da çevirmen öyle çevirmiş ama zannetmem. Çevirmen neden öyle çevirsin? Artı bazı yerlerde ikinci şahıs anlatımına geçiyor, yine tuhaf. Her neyse, bu durum okumayı zorlaştırıyor. Neden bu tercih edilmiş olabilir diye düşündüm, belki kitabın masalsı atmosferine katkı sağlıyor olabilir. Esas problem bu değil yine de; yazarın dil ve üslup yeteneğini de vasat buldum demiştim, esas problem bu da değil.  Esas problem, hikâyeyi anlatmayı becerememesi. Argo yine rahatsız edici. Özgün görmesem de aklına sonunda çözülen gizemle birlikte güzel sayılabilecek bir hikâye fikri gelmiş ama hikâyeyi etkili şekilde anlatmayı becerememiş. Ayrıca çok fazla boşluk/bilinmeyen var. Ekim Çocuğu dışında karakterizasyon vasat. Bunun dışında, Spoiler bölümünde açıklayacağım kasabanın özelliği ve sonda çözülen gizem fikri fena değil. Bir de varoluşsal ve dramatik elle tutulur temalar bulabiliriz.  Yine de seviye olarak bir ergen kitabı olduğunu düşünüyorum. Ayrıntıları merak edenler için anlatalım şimdi yine:

 

DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!

Olaylar, adı bilinmeyen bir kasabada geçiyor. Her yıl, tüm genç erkekler mısır tarlalarından çıkan ve hem "Testere Dişli Jack" hem de "Ekim Çocuğu" olarak bilinen dev balkabağı başlı bir yaratığı avladıkları yıllık bir ritüele katılıyor. Avdan önce bu çocuklar beş gün boyunca odalarına kilitleniyor ve hiçbir şey yemiyorlar. Avda görevleri, yaratığı kasabanın kilisesine ulaşmadan gece yarısından önce yakalamak ve herhangi bir yolla öldürmek. Kızların av sırasında dışarıda olmaları veya avlanmaya katılmaları yasak. Herkes kasabaya hapsedilmiş gibi, giriş-çıkış yasak. Yalnızca avın galibi köyü terk etme hakkını elde ediyor ve ailesine yeni bir ev, bir araba ve bir yıl boyunca faturalardan muafiyet veriliyor. Kazananlar sıklıkla idolleştiriliyor ve geçen yılın galibinin adı Jim Shepard. Ekim Çocuğu,  bir önceki yıl öldürülmesine rağmen her yıl Cadılar Bayramı gecesi ortaya çıkan ve kiliseye gidip çanları çalmaya çalışan balkabağı başlı bir yaratık. Eğer bunu yaparsa, kasabaya korkunç şeyler olacak. İşe bu yüzden, bunu önlemek için, kasaba halkı her sene genç erkek çocuklarını canavarla yüzleşmeye ve onu durdurmaya gönderir.

Hikâye, annesinin ölümünden sonra yolunu kaybetmiş genç bir çocuk olan Pete McCormick'in etrafında dönüyor. Babası alkolik, işini kaybetmiş ve neredeyse tüm ebeveynlik görevlerinden vazgeçmiş, Pete'yi kız kardeşi büyütmekle denebilir. Pete, yaşadığı kasabadan ayrılmanın tek yolunun, Ekim Çocuğu’nu avlamak olduğunu biliyor; çünkü kazanan kasabadan özgürlüğe gidebilecek ve ailesi bir sonraki ava kadar bir yıl boyunca rahat edecekler.

Katılımcıların bilmediği şey, ritüelin ardındaki gerçeğin beklediklerinden çok daha karanlık olduğu. Kazananın ailesi ödüllerini alırken, kazanan çocuk öldürülüyor ve ertesi yıl Ekim Çocuğu olarak kara büyüyle diriltiliyor! Jim'in babası Dan Shepard, yaratığa bir yüz oymak ve daha sonra gece yarısına kadar kiliseye varırsa yakalanmasına izin vermeye ikna etmek zorunda kalır. Kasabanın birçok babası, Hasatçılar Loncası'nın bir parçası olarak, ritüelin gerçekliğinin farkındadır ancak yine de oğullarının katılmasına izin verirler. Bu yıl, Ekim Çocuğu, ritüelin son yılı olacağına kararlıdır. Sonunda, Ekim Çocuğu, yerel gençlerin yardımıyla kiliseye ulaşmayı başarır ve babasının intihar ettiğini öğrenir. Ayrıca, ritüelin devam etmesini isteyen köyün kanun adamı Jerry Ricks ile de karşılaşır. Ricks'in çabaları boşa çıkar ve vurularak öldürülür. Ekim Çocuğu kiliseyi ve çevresindeki binaları ateşe verirken kasaba halkı kaçmaya başlar ve artık köyü özgürce terk ederler.

Şu sorular cevabını bulmuyor. Ekim çocuğu kiliseye ulaştığında kasabaya korkunç bir şey olacağı bir söylenti miydi (çünkü görüldüğü kadarıyla korkunç bir şey olmadı, aksine tüm kasaba özgür kaldı) ve bunu kimler, neden çıkardı? İnsanlar neden ve nasıl kasabadan bir türlü çıkamıyor? (ya da dışardan kimse giremiyor). Hasatçılar Loncası’nın amacı ne, ne zaman kurulmuş, neden? Kasabanın tarihçesi nedir, ilk Ekim Çocuğu kimdi, bu mesele nasıl ve neden başladı? Kızlar neden ava katılmıyor (cinsiyetçilik mi)?Neden avdan önce beş gün aç bırakılıyor çocuklar (güçsüz kalmıyorlar mı bu şekilde, oysa savaşmaları gerekiyor)? Ekim Çocuğu’nun neden 3 ayrı ismi var?  Daha da çıkar, aklıma gelenler bunlar. Bazı boşluklar, belirsizlikler anlaşılabilir, öykülerde genelde severim hatta. Ancak burada tüm hikayenin çatısını, gizemini oluşturan ana olayla ilgili çok fazla boşluk var.

SPOILER SONU!

 

Popülist olan eserler sığdır. “Sanat, sanat içindir” denmezse, çok kişiye ulaşılması düşünülürse seviye de düşer. Çünkü çağımızda toplumlarda aydın olan, farklı olan, özel olan, kaliteli olan, normale uymayan vb. insanlar azınlıktadır; çoğunluk düşük seviyededir. O yüzden demokrasi de dünyayı yaşanmaz hale getirmiştir zaten. Bu kitap da popülisttir, edebiyatın sığlaşmasının bir örneğidir, buna en iyi örnekler ABD’den çıkar zaten. Oysa korku-gerilimin, fantastiğin edebi olarak en iyi zamanları olan 1800lerde en iyi eserler Büyük Britanya ve ABD’den çıkmıştı. Çağımızda ABD bu işi mahvetmiş görünüyor. Tek tük iyi yazar çıksa da… Neyse ki Avrupa’da hala bir sanatsal damar var… Evet uzatmayalım. Konu fena olmasa da yazar fena…13 yaşımdaki yeğenime hediye vermelik bir gizem-folk korku kitabı olarak kalıyor sonuçta elimde.

Yorumlar

SİZİN İÇİN ÖNERİLEN DİĞER İNCELEMELER