KİTAP TANITIMLARIM 269.

“BUZUN ve TUZUN ROTASI” (La ruta del hielo y la sal) – Jose Luis Zarate, İthaki Y., 149 s., 1. Baskı, 2022.

 “Ölüler hızlı gider.”

1897 yazında Demeter adlı geminin kaptanının Karadeniz’den İngiltere’ye yolculukta yaşananları anlattığı günlük parçası… Evet, Bram Stoker’ın “Dracula” klasiğini okuyanlar ne olduğunu anladı. Ben, okumamış olanlar için yazayım: Demeter, Kont Dracula’nın kendini gizlice Varna Limanı’ndan (Bulgaristan) İngiltere’ye (Whitby) taşıttığı gemi. Tabii ki mürettebat bunu bilmemekte. Meksikalı Zarate, 1966 doğumlu. Bu kitabı 1998’de yazmış. Yani “Dracula”dan bir asır sonra… Bu kısım kısa bir geçiş aslında Stoker’ın romanında, az bir bilgi veriliyor. Bu bilgilere sadık kalıp genişleterek ayrı bir kısa roman yazmış Zarate. Yazar, çağdaş Latin Amerika edebiyatında gotik ve fantastik öğeleri özgün biçimde kullanan isimlerden biriymiş. Burada diyeceksiniz özgün olan ne yapmış? Ödünç aldığı malzemeyi oldukça iyi kullanarak gerilim/korku yaratmakla birlikte esas katkı olarak ise bir kuir romanı ortaya çıkarmış. Kaptan, günlüğe sadece yaşananları yazmıyor; erkek mürettebat hakkında kimseye söyleyemediği bastırılmış arzularını da döküyor. Kitabın ismindeki buz ve tuz, soğuk deniz sularının olduğu kadar kaptanın arzuladığı ve erişemediği bedenleri de simgeliyor.

“Dracula”da Demeter’in yolculuğunun tek başına genişletilme potansiyeli var zaten, Zarate bunu iyi değerlendirmiş. Bir kere korku kurgularında yardım elinden uzak, dünyanın geri kalanından tecrit edilmiş ortamlar korku duygusunu arttırır. Cep telefonları çıkınca bu konuda zorlanmaya başladı yazarlar-senaristler, artık “hatlar çekmiyor” bahanesine sığındılar. Neyse, 1897’de açık denizde sadece bir avuç insanla bir gemide korkunç bir varlıkla mücadele etmekten daha iyisi zor bulunur bu konuda. Bir yandan da doğayla tabi. Bunun üstüne kaptan bir de kendi içsel çatışmalarıyla baş etmek zorunda. Stoker’ın kitabında Demeter’in yolculuğuna ayrılan kısım (kaptanın seyir defteri) yaklaşık altı sayfa ve 6 Temmuz – 4 Ağustos arasında (1897) geçmekte. Buradan 8 Ağustos’a Mina Murray’nin güncesine geçilir. Öncesinde de Demeter’in, içinde sadece dümene bağlı bir cesetle kıyıya vurduğu ve bu cesedin (kaptan) cebinde bir şişede günlük parçası bulunduğuna dair bir gazete haberi yer alır ve Mina bu gazete haberini görerek şişedeki nota (kaptanın seyir defteri) ulaşmıştır. İşte “Dracula” romanında verilen kısım budur. Bu kitapta ise 5 Temmuz’dan başlanıp “muhtemelen 4-6 Ağustos arası” diye not düşülerek son kısım yazılmış. “Dracula”da yolculuk Varna’dan (Bulgaristan) başlarken bu kitapta bir gün öncesinden Karadeniz’in kuzey ve doğu taraflarından başlanıyor. Demeter’in bir Rus uskunası olduğu da zaten “Dracula”da belirtiliyordu. Her iki kitapta da yolculuk Whitby’de (İngiltere) sonlanıyor.  “Dracula”daki mürettebat: kaptan, 5 Rus tayfa, 2 Romen süvari, 1 aşçı. Sadece tayfalardan üçünün adı geçiyor:  Petrofsky, Abramoff, Olgaren. Bu kitapta da mürettebatın niteliği ve sayısı aynı. Süvarilere zabit denilmiş, bir de Rusya ve Romanya’ya ek olarak Slovenya, Voyvodina, Dalmaçya’dan geldiklerini eklemiş Zarate. İsimlere de sadık kalmış ve boşlukları da doldurmuş: zabitler Muresh ve Vlahutza (Rumen),  aşçı Arghezi ve diğer tayfalar Joachim ile Acketz.  Kaptanın ismini ise her iki kitapta da göremedim.  Kitapta ayrıca Dracula kelimesi hiç geçmiyor ki bu da mantıklı. Zira taşıdıkları bu varlığı bilmiyor kimse. “Dracula”yı okumamış olanlar, önce onu Demeter yolculuğu kısmına kadar okuyup, sonra bu kitabı okuyup, sonra kaldıkları yerden “Dracula”ya devam etseler akış bozulmaz. Tabii biraz konu dağılır, zira bu romanda odak noktası Dracula değil, kaptan.

Korku/gerilim, hem denizin atmosferi hem de bilinmeyen bir düşmanla mücadele açısından iyi verilmiş. Gotik imgeler, deniz yolculuğunun tekinsiz atmosferi, tuz ve buz metaforlarıyla örülen metin; yalnızlık, özlem, bastırılmış cinsellik ve disiplin gibi temaları işliyor. Kaptanın kişisel çatışmaları, gemideki uğursuzlukla birleşerek hem bireysel hem de toplumsal bir alegoriye dönüşüyor. Yazarın dili sade ama ritimli/şiirsel; yoğun ve zaman zaman grotesk bir anlatım taşıyor. Roman, yalnızca bir korku hikâyesi değil, aynı zamanda kimlik, bastırma ve özgürleşme üzerine bir metin. Bu arada yerli tarih sevenler için geminin İstanbul Boğazı’ndan geçmeden önce II. Abdülhamid dönemi Osmanlı İmparatorluğu yasaları doğrultusunda arandığı bölüm de ilgi çekici olacaktır.

 

DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!

Roman, yazarın Önsöz’ünün ardından, Demeter’in Whitby’ye yaptığı yolculuğunu ayrıntılı biçimde aktarıyor. Tayfanın toplanışı ve yola çıkışla başlıyor. Varna’da çingeneler tarafından yüklenen kargo, Transilvanya toprağıyla dolu elli kutu. Elbette bunlardan birinin içinde Dracula yatmakta. Mürettebat yavaş yavaş gizemli bir varlık tarafından yok edilirken kaptan, hem gemiyi ayakta tutmaya hem de kendi içsel çatışmalarıyla baş etmeye çalışıyor. Zarate, kaptanı bastırılmış bir eşcinsel olarak kurguluyor. Onun gizli arzuları, mürettebatına duyduğu çekim ve özlemler, disiplin uğruna saklanıyor. Ancak yolculuk ilerledikçe bu bastırılmış dürtüler korku ve öz-nefretle birleşiyor. Kaptanın zihninde tuz ve buz imgeleri, hem bedensel arzu hem de ölümün soğukluğu olarak tekrar tekrar beliriyor.

Dracula’nın varlığı hiçbir zaman doğrudan adlandırılmıyor, hatta vampir kelimesi de geçmiyor; kaptan yalnızca gecede dolaşan, mürettebatı teker teker yok eden bir “şey”in farkına varıyor. Bu süreç, onun kendi içindeki canavarla yüzleşmesine dönüşüyor. Ancak, Stoker'ın Dracula'sı için unsurlar aldığı çeşitli ülkelerden geçerken, vampirle ilgili tüm farklı geleneklerden bahsediliyor. Nihayetinde kaptanın kaderi, taşıdığı yaratıkla karşılaşmasıyla mühürleniyor: dışarıdaki vampir ile içerideki bastırılmış doğa birleşiyor. Metin, öz-nefretin ve bastırmanın insanı nasıl yok edebileceğini gösterirken, aynı zamanda bir tür özgürleşme hikâyesi olarak da okunabilir. Kaptan, sonunda kendi kimliğiyle ve korkularıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Kitabın sonunda öldürülmeyen tayfalar da denize atlıyorlar korkularından, kaptan ise gemide kalıyor. Bir fırtına kopuyor. Whitby limanına Demeter kıyıya vurarak ulaşıyor.

SPOILER SONU!

 

Kaptanın fantezilerini günlüğüne aktarmasının nedeni, dışlanmışlığın ve kimseye söyleyemediği bastırılmış dürtülerin kusulması olarak okunmalı. Burada pornografik bir amaç yok yani. Okurken bu göz önünde bulundurulmalı. Eski sevgilisi yakalanıp korkunç bir şekilde öldürülmüş. Döneme göre eşcinsellerle vampirlerin kaderi benzer: korkunç bir şekilde öldürülmek. Sonuçta kaptan da gerçek kimliğin bir vampir gibi gizleyen bir dışlanmıştır. Ayrıca, “Dracula”daki ve vampir yazınındaki erotik alt metinler konusunda çok sayıda yayın var, Stoker’ın da gizli eşcinsel yönleri olabileceğine dair araştırmalar var. O dönem “Dracula” romanı cinsel göndermeler konusunda fazlaydı toplum için. Zarate’nin ülkesi Meksika da bu konuda tutucudur. Dolayısıyla Stoker’ın yaptığıyla Zarate’nin yaptığı arasında paralellikler bulunmakta. Ayrıca yalnızlık ve varoluş acısı da hissettiriyor romanı okumak. Bir de açık denizin ıssızlığını, atmosferini ekleyin…

Roman, kısa hacmine rağmen yoğun imgeler ve temalarla dolu. Eğlenceli bir okuma olmaktan ziyade, şiirsel ve rahatsız edici bir deneyim. Hızlı aktı, iki seferde bitirdim. Zarate, gotik edebiyatın karanlık damarına yeni bir boyut eklemiş. Sonuç olarak, “Buzun ve Tuzun Rotası”, gotik edebiyatı seven, klasik metinlerin modern yorumlarına ilgi duyan okurlar için güçlü bir deneyim sunacaktır. Özellikle “Dracula”nın yan hikâyelerini merak edenler, deniz yolculuğu atmosferini sevenler ve bastırılmış kimliklerin edebiyattaki yansımalarını incelemek isteyenler için dikkat çekici bir eser. “Dracula”yı okuyanlar konuyu bilse de bu deneyimi yine de yaşamalarını tavsiye ederim. Ben, geleneksel-tutucu-gerici bir ülkede (buradaki kaptanınkinden farklı bir açıdan da olsa) kendim olma savaşında kendimden bir şeyler buldum kitapta…

Yorumlar

SİZİN İÇİN ÖNERİLEN DİĞER İNCELEMELER