“ÖTEKİ” (The Other) – Thomas Tryon, Çınar Y., 352 ., 1. Basım, 2021.
En sonda söyleyeceğimi en başta söylemek istiyorum; çok iyi bir roman. Tekinsiz kurgunun tarihiyle ilgili okumalarımda karşılaşmış olmalıyım bir yerlerde ki not edip kitabı edinmişim. Ne yazarı tanıyordum ne de kapağı dikkat çekiciydi. “Kitabı kapağına göre yargılama” sözünün tam karşılığı oldu benim için (tersini çok yaşadım aslında: albenili kapakların içinden çıkan vasat kurgular). Uzun süre kitaplığımda okunmak için sıra bekledi, modern Amerikan yazarlarına olan ön yargımdan nasibini almış demek ki ama ilk kez okuduğum bu yazarla tanıştığıma memnun oldum (bu kitap özelinde değerlendirirsem tabii). Ustaca yazılmış bir psikolojik gerilim, dram. Korku, gerçekçi ve incelikli… Masumane bir oyununuz, gözlemlediğiniz bir duruma karşı sessizliğiniz korkunç olaylara neden olsaydı ve bunu öğrendiğinizde çok geç olsaydı kapılacağınız dehşetle ilgili aslında bu roman. Kaldıramayacağınız korkunç gerçeğin üstünü insan psikolojisinin nasıl örttüğüyle de… Bu kadar incelikli temalar var…1930'larda küçük bir kırsal toplulukta meydana gelen bir dizi ölümden sorumlu olup olmadığı belirsiz olan kötü ikiz kardeşi olan bir çocuğu merkeze alıyor. Başta görünmeyen gölgeler, sayfalar ilerledikçe ürpertici bir şekilde belirginleşiyor. İç içe geçmiş yaşamlar ve masumiyetin karanlığa evrilmesi…
Tom Tryon ismiyle bir aktörmüş aslında yazar. Oynadığı filmlere baktım, izlememişim hiçbirini. Aktörlükte umduğunu bulamayınca yazarlığa başlayan Thomas Tryon (1926-1991), bu romanı 1971’de yazmış. 3,5 milyondan fazla satmış roman, adı “Şeytan” (Exorcist) ve “Rosemary’nin Bebeği” gibi romanlarla anılıyor. Ancak burada doğaüstü bir varlık yok. Dünya klasikleri edasıyla yavaş tempolu, sakin günler geçiyor aslında uzun süre romanda. Bu bölümlerde farklı olarak birkaç üzücü ölüm cereyan ediyor. Görünüşte kaza ya da doğal ölüm gibi… Roman aslında biri iyi huylu, diğeri ise ailesinin kırsal New England çiftliğinde kaos yaratan sosyopat bir ikiz erkek çocuk arasındaki ilişkiye odaklanıyor: Niles ve Holland. 13 yaşındaki bu ikizlerden Niles iyi huylu, kibar iken Holland tam tersi. Oldukça yaramaz. Aslında yaramazdan fazlası… Babalarını kaybetmişler, anneleri o zamandan beri depresyonda, içine kapalı yaşıyor. Olaylar aile çiftliklerinde sıcak ve kurak bir yaz mevsiminde geçiyor. Holland'ın tuhaf gülümsemesi ve acımasız, entrikacı ruhuyla evin, ahırın ve tarlaların etrafında dolaşması rahatsız edici. Bu sırada, nazik ve düşünceli Niles, gizemli hazineler barındıran bir tütün kutusunu koruyor: Holland'ın ona verdiği bir aile yüzüğü ve bir kâğıda sarılı özel bir şey. Ölümler ve bu nesnelerin ortaya çıkması kurguda önemli işleve sahip. Öylesine normal giden günlerde araya sıkıştırıldığı için okuyucu anlamayacak önce ne olduğunu, ta ki romandaki başkaları görene kadar bu nesneleri ve diğer gerçekleri… Önemli karakterlerden birisi de aile yakınları Rus asıllı Ada… Onun önemli etkisi olacak olaylarda…
Kardeşlik, masumiyet ve karanlık sırlar… Doppelgänger (kötücül ikiz) işleyen, bu romanın çok öncesinde önemli roman ve öyküler var elbette. E. T. A. Hoffmann’ın “Şeytan’ın İksirleri”, Dostoyevski’nin bu kitapla aynı adlı romanı (Öteki), Poe’nun “William Wilson” öyküsü ilk aklıma gelenlerden. Psikanalizde “alter ego” olarak da kullanıldı. Buralardan aldığı temayı Tryon, modern Amerikan gotiğiyle buluşturuyor. Romanla ilgili önemli bir uyarı yapmak istiyorum. Kitabı sıkılıp yarım bırakanlar az değil, özellikle ülkemizde bu tarz yorumlar gördüm. Yüksek tempo ve korku bekledikleri için sanırım. Romanın temposu başta ağır ilerliyor; fakat bu sakinlik, ileride gelecek şok edici kırılmaların zeminini hazırlıyor. Tavsiyem bırakmayın ve ilk üçte ikilik bölüme sabredin. Buralarda biraz sıkıcı, dağınık gibi gelebilir sayfalar ama konsantrasyonsuz, sadece sayfalar ilerlesin diye okursanız buraları, önemli detayları kaçırabilirsiniz. Zira yazarın ustaca kurgusunda aralara serpiştirdiği önemli detaylar, manevralar var. Bu bölümlerden sonra ters köşe bir şok gelecek! Finalde ise bir tokat daha! Normalde spoiler kısmı koyarak romanı baştan sona anlatırdım, bilirsiniz. Bu kez yapmayacağım, romanın büyük ters köşelerini yazarsam okumanın anlamı kalmayacak. Yeterince (belki fazlaca) bile anlattım ama başka türlü tanıtım yazmam zordu.
Yazarın dili modern ve sade; süslü anlatımdan uzak, doğrudan bir üslup tercih ediyor ama kurgu başarılı olunca bunun önemi kalmıyor Bu sadelik, romanın atmosferini zayıflatmıyor; aksine gerilimin yavaş yavaş örülmesine olanak tanıyor. Yazar, pastoral betimlemelerle sıradan hayatın dinginliğini kurarken, bu dinginliğin içine sinsice yerleşen tekinsizliği ustalıkla hissettiriyor. Bu arada filmi de var: “The Other” (1972). Filmi de beğendim, kitabın %90’ına sadık. Önce filmi izlerseniz kitabı okumak pek anlamlı olmayabilir, önce kitabı okuyup sonra filmi izlemek daha güzel. Taşlar da yerine daha iyi oturur. Baştaki kısımlarda kaçırdığınız detaylar için kitabı yeniden okumak zorunda kalmazsınız (bu his doğuyor çünkü kitap bitince).
Psikolojik gerilim ve dram sevenlere öncelikle olmak üzere tüm kurgu sevenlere tavsiye ederim. Ayrıca akademik ya da kişisel olarak psikanaliz/psikolojiyle ilgilenenlere de öneririm. İnsan ruhunun karanlık kıvrımlarına açılan bir kapı bu roman. Siz de bu kapıdan geçerken yalnızca Niles ve Holland’ın hikâyesiyle değil, içinizdeki ötekilerle yüzleşirsiniz belki…

Yorumlar
Yorum Gönder