KİTAP TANITIMLARIM 273.

“KARANLIK KARDEŞ – Doğu ve Batı Edebiyatında Şeytan” – Müslüm Yücel, Ayrıntı Y., 542 s., 1. Basım, 2016.

 

Oldukça uzun ve zahmetli bir okuma süreci geçirdiğim bu kitabı edinmemin nedeni başlığıydı sadece. Bir kitapçıda rafta göz göze gelmiştik, “beni almalısın” demişti bana. Sırasını da az beklemedi kitaplığımda. Sonunda bitirdim ve birkaç kelam edelim bakalım hakkında… Kitabı alırken yazarı tanımıyordum. Çok kısa bahsedeyim, zira birazdan değineceğim bazı noktalar için sizde ön fikir oluşturacaktır: Müslüm Yücel, 1969’da Urfa’da doğmuş. Gazetecilik, dergicilik yapmış. Şiir ve inceleme/araştırma kitapları var. Bazılarının adları şöyle: “Türk Sinemasında Kürtler”, “Osmanlı Türk Romanında Kürt İmgesi”, “Amara’dan İmralı’ya Abdullah Öcalan”…

Kitap; başlığının ifade ettiği gibi yazın tarihinde “Şeytan”ı ele alıyor. Kutsal metinlerden girip neredeyse günümüze kadar geliyor. Şeytan’ı yalnızca Hristiyan ve oradan alan İslam’ın yarattığı dini kötü karakter olarak değil, imgesel ve sembolik olarak da kullanarak kötülük ve tekinsizliğin tarihi izini sürmeye kalkmış. Bundan daha fazlası da var. Bu durumu hem olumlu hem de olumsuz olarak görüyorum. Tekinsize doğru çemberin sınırlarını genişletirken kitabın başlığının, hani neredeyse konunun dışına çıkıp başka sularda yüzdüğü çok fazla yer var. Ayrıca, bu kadar genişleyince konu, haliyle olması gerekip kitapta yer almayan çok eksik de göze çarpıyor; gerek yazar, gerek eser bazında. Dahası; haddini aşarak olumsuz anlamda eleştirinin ötesine geçtiği kısımlar var. Bunların hangi yazar, şairler olduğunu burada söylemeyeceğim. Bunların yanında kitabın başlığıyla yine ilgisi olmayan tarihi, siyasi vb. fikirlerini beyan ettiği ve bu konuları irdelediği yerler de var. Yani kitap bütünlükten yoksun, dağınık. Ayrı ayrı makale ya da hatta kitap olabilecek yerler var. Örnek vereyim, kendi yazacağım şu başlıklarla ayrı yayınlar çıkar bu kitaptan: “Türk Şiiri Tarihi”, “Rilke Şiirleri İncelemeleri”, “Marx’ta Hayalet Kavramı”, “Osmanlı sonrası Türk Yazınında Yoğun Kemalizm”, “Çok Uluslu Osmanlı Sonrası Tek Uluslu Milliyetçiliğin Yükselişi”, “Ezilen Ulus: Kürtler”, “William Blake’in Mitolojisi”, “Nietzche’nin Anti-Hristiyan Söylemlerinin İncelenmesi” vs. Bunlar daha da arttırılabilir ve tamamen kitaptan yaptığım çıkarımlar. Bunların ayrıntısına girmek istemiyorum. Dolayısıyla kitap bir yandan ansiklopedik ve akademik bir içerik sunarken bir yandan da bunun dışına çıkıyor ve yazarın bu üsluba dâhil olmadığını ortaya koyuyor.

Kitabın ilk 323 sayfası Batı ve gerisi Doğu Edebiyatı’na ayrılmış. Doğu demiş yazar ama doğrusu Orta Doğu. Çünkü Japonya, Çin vb. Uzak Doğu yok kitapta. Arap coğrafyası var 50 sayfa. Sonra 150 sayfa kadar Türk Şiiri ve Edebiyatı var. En sonda da “Kürt Edebiyatı ve Şeytan” ana başlığı altında 6 sayfa ile kitap bitiyor. Kitabın yazarının şiir yazdığı ve şiire daha fazla ilgi duyduğundan olsa gerek, kitapta şiir daha ağırlıklı. Dediğim gibi, bazen kitabın başlığının dışına çıkılıp uzun uzun şiir irdeleniyor. Örneğin, yaklaşık 30 sayfa Rilke ve şiirlerinin irdelendiği bölümde Şeytan ya da kötülük imgesiyle ilgili bir şey bulmak oldukça zor. Elbette ayrı ayrı ele alındığında tüm bu anlattığım kısımlar okuma ve öğrenme, düşünme ve içsel (zihinsel) öz tartışma eylemi açısından dikkate değer ama kitabın başlığına bakıp alan okurun okumak istedikleri bunlar olmayacaktır. 100 sayfayı geçen Türk Şiiri tarihçesi mesela…Ayrıca inceleme/araştırma kitaplarının objektif olması beklenir. Bir yandan bir ideolojiyi eleştirirken kendisinin de aynı ideolojide (sadece başka bir noktada) yer aldığını ele vermesi ayrı bir mesele. Tabii ki tarihi, kültürel, siyasi vb. açılardan aralarında fark olacaktır. Ancak, bu ülkenin kanayan yaralarından birisi değil midir, evrensel olarak düşünememek. Bir ideolojiye karşı olmak onun coğrafyasından bağımsız, evrensel olmalı…

Artılardan bahsedelim şimdi de. Gerçekten çok geniş bir disiplin (din, felsefe, edebiyat vs.), yazar/şair ve eser irdelemesi var. Bu da yazarın oldukça büyük bir bilgi/birikimini ortaya koyuyor. Okuma genişliğine saygı uyandırıyor. Kaynakçalara baktığımda dil olarak Türkçe ve birkaç Kürtçe, format olarak ise kitap çıkıyor karşımıza. Bu da özellikle Batı Edebiyatı kısmı için orijinal dilde okuma yapılmadığı için bilimsel eksiklikler konusunda yapılacak eleştirilerin yükünü çevirmenlere yönlendiriyor. Ufku genişleten bölümler fazlaca. Şimdi içeriği özetleyelim:

Önsöz ve Giriş bölümlerinin ardından 15 sayfa kadar mitler ve dinlerde kötülük ve Şeytan imgesinden bahsediliyor. Yazımın başında fazlası ve eksiği var demiştim; işte bu kısımda eksikten bahsedebiliriz. Yahu sırf burasından ciltlerce kitaplar var. Bu kadar kısa sayfada özetlenmeye çalışılması olayı dağınık ve eksik bırakmış. Dinlere, mitolojilere hiç girmeden edebiyat yolunu takip etseydi keşke yazar. Aynı şeyi felsefe, tarih ve siyaset için de söyleyebilirim. Elbette edebiyat bunlardan bağımsız düşünülemez fakat bazı kısımlarda odak bunlar, edebiyat değil. Sonrasında nihayet edebiyata büyük bir eserle giriyoruz: Dante ve tabii ki “İlahi Komedya”. Özellikle “Cehennem” (Inferno). Ardından Boccaccio ve “Decameron”. Sonra Shakespeare. Mesela Shakespeare neden 6 sayfa? Daha fazlasını hak ediyordu. Neyse sonra John Webster ve tabii ki Milton’un “Kayıp Cennet” (Paradise Lost) geliyor. Kitabın başlığı buradan alıntı. Akabinde fantastik romana giriyoruz: Cazotte’den “Aşık Şeytan”, Potocki’den “Zaragoza’da Bulunmuş El Yazması”, M. Gregory Lewis’in “Keşiş”i (The Monk), Maupassant ve tabii ki Poe (12 sayfa kadar) irdeleniyor. Buradan 20 sayfa kadar Goethe’ye geçiliyor. Tabii ki “Faust” ağırlıklı bir inceleme var.  Sonra İngiliz romantikler geliyor: William Blake (13 sayfa ile uzun kısımlardan biri), Lord Byron, Coleridge, Keats, Shelley’ler… Oradan Lermontov ve Victor Hugo ile coğrafya değiştiriliyor.  Balzac ve Dostoyevski ile ayrı bir bölüme geçiyoruz.  Evet, Rusya da batıya dâhil edilmiş. Ardından da Nietzsche ve Marx. Thomas Mann ve James Joyce ile yeni yüzyıla atlıyoruz.  17 sayfa boyu “Ulysses” irdeleniyor. Sonra iyice şiire dalıyoruz: Nerval, Baudelaire (35 sayfa!) ve Rilke …Yeats, Kafka, Mayakovski ve Benjamin ile Batı kısmı sona eriyor. Burada epey doyurucu kısımlar var. Adı geçen yazar/şair ve eserler hakkında aydınlatıcı incelemeler var. Bunun yanında tekrar tekrar söylediğim gibi konu dışına sapan rotalar çokken eksikler de çok. Madem kötülük, tekinsizlik meselesine geniş açıdan yaklaşıldı; nerede E.T.A. Hoffmann, William Beckford, Nodier, Washingon Irving, Le Fanu, Lovecaft! Say babam say…Sanki sadece kendi okuduklarını seçmiş gibi yazar...

Doğu bölümünde Şeyh Adiyy, Şeyh Galip, Firdevsi vb. isimlerden başlanıyor. Sonra Muhammed İkbal, Sadık Hidayet vs. ile Arap, Fars ve İbrani kısmı bitirilip Türk Edebiyatı’na geçiliyor. Abdülhak Hamit ve Tevfik Fikret’ten başlanıyor. Diğerlerinin bir kısmını sıralayayım: Hüseyin Rahmi Gürpınar, Peyami Safa, Hilmi Ziya, Refik Halid Karay, Sabahattin Ali vs. 1980 sonrası kısmındaysa Gülseli İnal, Enis Batur, Küçük İskender vs. var. Türk bölümünde mesela sadece bir kez adı geçen Kenan Hulusi Koray ve hiç geçmeyen Kerime Nadir’in de olmasını beklerdim. Suat Derviş yine olmalıydı… Bu bölümü okurken daha fazla dağıldı konular, daha çok zorlandım. Bunda Batı kısmına yönelik daha fazla ilgi ve bilgim olmasının payı da elbette vardır. Kürt Edebiyatı ile ilgili tek bildiğim “Mem ile Zin” idi. 6 sayfalık bu son kısım da bu destanla başlıyor. Şairlerden Baluli Dana, Feqiye Teyran, Ebulberakate Hekari’den kısaca bahsediliyor. Ezidi mitleriyle bağlantılı, fantastik havası yüksek ilgi çekici konular çıktı karşıma buralarda. Kürt romanı kısmında ise Ereb Şemo, İbrahim Ahmed, Mahmut Baksi, Hesene Mete, Ramazan Alan, Yaqop Tilrmeni ve Selim Berekat karşımıza çıkan isimler.

Kitap aynen şöyle bitiyor (alt başlık dâhil):

"Bitti

Kürtler, Türkler, Araplar, Farslar derken kitap bitti. Şeytan, kendine bir taş atmaktı. Attım, bitti…"

Şiirsel mi, sarkastik mi, samimi mi, uygunsuz mu karar veremedim ama ilginç bir bitiriş doğrusu.

İşte böyle. Değinmediğim şeyler de var ama kitabı tanıtabilmişimdir umarım. Kime önereceğimi de tam kestirmiyorum; bölüm bölüm önereceğim okurlar farklılaşabilir. Yalnızca fantastik, korku vb. ile ilgili bir şey arayanlar; böyle olmayan uzun bölümlerde yolunu kaybedebilirler. Edebiyat inceleme mantığında görüp isimler ya da bölümler üzerinden gitmek daha mantıklı olabilir. İlgi çekilmeyen yerler geçilebilir. Ya da benim gibi başladığı kitabı atlamadan, tamamlamadan bırakmayanlardansanız iyi bir boş zaman süreci yaratın. Belki başka okumaların paralelinde ara ara bu kitabı okumak tercih edilebilir.

Yorumlar

SİZİN İÇİN ÖNERİLEN DİĞER İNCELEMELER