“KEDİ MURR’UN HAYAT GÖRÜŞLERİ (Lebens-Ansichten des Katers Murr) – E. T. A. Hoffmann, Can Y., 512 s., 4. Basım, 2020.
Alman Romantizm akımı üstadımız Hoffmann’ın başyapıtı olarak kabul edilen bir dünya klasiğiyle karşınızdayım. Oldukça ilginç bir roman, edebiyat tarihinin en sıra dışı eserlerinden biri olarak kabul ediliyormuş. İki biyografi keskin geçişlerle iç içe yer alıyor kitapta: bilge ve entelektüel bir erkek kedi olan Murr'un kendi hayat hikâyesiyle felsefesini kaleme aldığı otobiyografik kısım ve müzisyen, besteci orkestra şefi Johannes Kreisler’in hikâyesi. Fantastikten mizaha ve drama uzanan kitap aslen bir alegori; dünyanın en uzun alegorisi olabilir. Kurgusal olarak aslında kitap Kreisler’in hayat hikâyesiymiş ama Murr orijinal el yazmasını parçalamış, sayfalarını dolgu veya emici kâğıt olarak kullanmış ve ardından bunları kendi hayatını anlattığı el yazması olarak kullanmış. Kitabın kurgusal editörü o kadar dikkatsizmiş ki, dizgici bu pasajları yanlışlıkla baskıya da dâhil etmiş. Böyle de ilginç şekilde kurgulanıyor kitap. Aslında yazarın gerçekten kendi kedisiymiş Murr. Böyle de ölümsüzleştirmiş onu. Kitabı okurken bir Murr’un hayatı bir Kreisler’in hayatına geçiş yapıyoruz. Öyle bir geçiş ki, bırakın yeni bir bölüm ya da başlığı hatta paragrafı, cümle değil kelimeler bile yarım kalıp aniden geçiliyor (Murr, orijinal kitabı tahrip etiği için kurgusal olarak). Dolayısıyla Kreisler’in anlatıldığı kısımlar eksik, oradan oraya atlıyor ve uzun süre ne olduğunu anlamıyorsunuz, karışık da zaten zamansal olarak. Bunun aksine Murr ise doğumundan başlayarak bir Bildungsroman edasıyla tüm hayatını ve yaşadıklarını, duygu-düşünceleriyle iç içe eksiksiz aktarıyor. Bu da şunu doğuruyor, Murr’un bölümlerini okumak çok keyifliyken (hele ki kedi severseniz) diğer tarafta zorlanıyorsunuz. Elbette bu, bilinçli yapılmış. Başka karşıtlıklar da var. Açalım.
Ayrı bir kitap bile olmasını isteyeceğim Murr bölümlerinde yazarın ne kadar kedi sever, kedileri ne kadar yakından ve detaylı tanıyan birisi olduğu anlaşılıyor. Bunu ancak uzun süre kedi bakanlar anlar. Murr’u, Ezop ya da La Fontaine fabllarından karakterlere benzetebiliriz ama o kendisi de atası olarak gördüğü, kitabın yazıldığı dönemdeki daha yakın bir tanesine benziyor: Çizmeli Kedi. Sahibi üstat Abraham’ın üst kattaki kütüphanesinde gizli gizli okuyup yazarak kendisini geliştirmiş bir entelektüel Murr. Diğer hayvanlarla da konuşabiliyor. Abraham bunun farkında değil ama komşu evde yaşayan Murr’un kaniş köpeği arkadaşı Ponto’nun sahibi profesör onu görüyor ve köpeği ağzında Murr’un yazdığı bir şiir içeren kâğıt getirdiğinde Abraham’ı uyarıyor konu hakkında. Abraham ise bu fikrin şeytani olduğunu düşünerek inanmıyor ve bu konuşmalarda Murr yine standart kedi rolüne bürünüyor. Murr’un doğumundan yazıldığı zamana kadar olan deneyimlerinin kronolojik anlatımı, okuyucunun eğitimi üzerine çok sayıda ayrıntılı yorum ve düşünce içermekte. Büyük bir erkek kedi olmak için sözde etkili bir reçete sunarak, roman, eğitim kavramının çağdaş basitleştirilmesini eleştirel bir şekilde inceliyor. Bildungsroman'ın (olgunlaşma romanı) motifleri ve klasik unsurları parodileştiriyor. Yavruluk, gençlik-olgunluk ve yaşlılık çağlarını ayrı bölümlerde anlatıyor Murr. Acı, sefalet, konfor, arkadaşlık-dostluk, aşk, doğal içgüdüler, ihanet, ölüm vb. birçok şeyle karşılaşıyor, birçok şeyi tecrübe ediyor Murr. Bol bol da edebiyattan, felsefeden göndermelerle fikirlerini tartışıyor. Shakespeare, Goethe, Schiller, Kleist aklımda kalan alıntılananlar. Kreisler ise yetişkinliğinden başlayıp sonra çocukluğuna değinilen parça parça olaylarla karşımıza çıkıyor. Karakterleri oturtana kadar biraz çabalıyorsunuz. İdealist bir müzisyen o. Bir saraya orkestra şefi olarak girişi, orada yaşadıkları ağırlıkla anlatılıyor. Öncesi ve sonrası da var. Sanat görüşüyle yaşadığı hayatın uyuşmaması, saray çevreleri ve burjuva sınıfı eleştirisi üzerinden işleniyor. İki kadın arasında kalıyor ayrıca derin sevgi ve geçici tutku… İhanete ve cinayet girişimine maruz kalıp saraydan kaçıyor. Bir manastıra yolu düşüyor vs. Bu eser, aslında Hoffmann'ın dönemin Alman burjuva sınıfını ve sığ entelektüel çevrelerini kedi figürü üzerinden ironik bir şekilde eleştirdiği bir yergiymiş.
Murr kendini son derece zeki, eğitimli ve edebi hırsları olan bir kedi olarak görür. İnsan dünyasını ve edebiyatını yakından takip eder, hatta sahibinin (Üstat Abraham) kitaplarını gizlice okuyarak kendini geliştirmiş. Bir yandan da melankolik. Hayatın gelip geçiciliğini ve kırılganlığını farkındadır. "Kedi dediğin nedir? Dünyaya gelen her şey gibi kırılgan, gelip geçici bir şey" diyerek varoluşsal bir hüzne sahip olduğunu gösteriyor. Ayrıca pragmatist. Kendi rahatına ve karnının doymasına önem veren bir burjuva kedisi. Sanatsal derinlikten çok, toplumsal statüye ve saygınlığa değer veriyor. Kedinin sığ hayat görüşleri ile bestecinin derin sanatsal acıları birbirine karışmış durumda yani. Murr, kendini gelecekteki kediler için bir rol model ve bilge bir figür olarak görüyor, tecrübelerini aktarmayı bir görev sayıyor. Üst kurmaca (metafiction) tekniğiyle yazılmış romanda yani Murr'un yüzeysel ve benmerkezci hayat hikâyesinin arasına, besteci Johannes Kreisler'in (Hoffmann'ın alter egosu) trajik ve derinlikli biyografisi karışıyor. Kitabın başındaki hayali yayıncı notu, bu durumun bir baskı hatası olduğunu iddia ederek okuru da oyunun içine çekiyor.
Şu ikiliklerden bahsedelim şimdi de. Roman, iki zıt dünya görüşünü yan yana getirerek büyük bir tezat oluşturuyor. Murr, Alman burjuva sınıfının sığlığını temsil ediyor. Kendini dahi sanan ama aslında sadece başkalarından duyduğu kalıpları tekrarlayan, konforuna düşkün bir figür. Yazım tarzı ukalaca ve sözde-entelektüel. Sayfaların arasına sızan Kreisler’in hikâyesi ise gerçek sanatçının acısını, yalnızlığını ve topluma uyumsuzluğunu anlatıyor. Kreisler'in sanatsal dehası ile Murr'un sözde bilgeliği arasındaki uçurum, eserin temel mizah ve eleştiri kaynağı.
Hoffmann, 19. Yüzyıl Alman toplumuna sert eleştiriler yöneltiyor. Murr'un kendini aydın bir kedi olarak pazarlaması, dönemin sadece unvan ve gösteriş için okuyan sözde entelektüel çevrelerini tiye alıyor. Kreisler bölümlerinde, saray hayatının gülünç gelenekleri ve değişen yaşam tarzları arasındaki absürtlükler eleştiriliyor. Murr’un hikâyesi tamamlanıyor ama Kresiler’inki yarım kalıyor. İki cilt gibi planlanmış bu kitabın üçüncü cildini de yazacakmış asında Hoffmann ama yazamamış.
DİKKAT! SPOILER BAŞLANGICI!
Olayları özetleyelim. Murr, yağmurlu bir havada kardeşleriyle beraber bir köprünün kenarından nehre düşmek üzereyken miyavlamaları duyup elini uzatan Abraham tarafından kurtarılır. Abraham onu ceketini cebinde unutur, miyavlamalarını duyunca aklına gelir. Elini cebine soktuğunda henüz gözleri bile açılmamış olan Murr onu tırmalar, o da Murr’a hafifçe vurur. Bu, Murr’un ceza ile ilk tanıştığı andır. Neyse aklımda kalanları kısaca yazacağım. Murr, mutlu ve sağlıklı bir şekilde büyümeye başlar. Arkadaşlar edinir. Öğretici bir gençlik dostluğunu komşu köpeği Ponto ile kurar. Bir ara annesi gelir o civarlara, onunla tanışır. Bu arada sürekli okuyup kendini geliştirmekte, gizli gizli yazmaktadır da. Pisicik adlı bir kediye âşık olur. Bu aşk hikâyesi ona kişilik şekillendirici olur. Pisicik’i seven başka iri bir kedi vardır, onunla düelloya girer. İçki yarışlarına katılır. Muzius adlı siyah bir kediyle de arkadaş olur. Burada beceri gelişmesi teması ele alınır. Yüksek kültürde (köpeklerin dünyasında) rafine bir arkadaş olarak şansını dener. Bir ara bir faytonun içinde uyuyakalır ve faytonun hareket etmesiyle farkında olmadan evden çok uzaklaşır. Dönüş yolunu bulamaz. Sokak kedisi olarak yaşamaya başlar. Şiddet görür, aç kalır. Bu bölümler de insanlara olan bakış açısı ve güvenini yitirir. Üzücü bölümler. Bir sokak kedisinin ne kadar zor bir hayatı olduğuna çarpıcı örnek. Düşmesine rağmen gururundan taviz vermez yine de. Neyse ki Ponto ile karşılaşır ve Ponto onu evine geri götürür. Abraham sevinir. Çatılarda diğer kedilerle grup oluştururlar, tartışır şarkı söylerler. Bu gürültü mahalleyi rahatsız eder. Kasabın köpeğinin başını çektiği bir köpek sürüsünü bunların üzerine salarlar. Bu iri ve vahşi köpekler kedi grubunu dağıtır. Muzius bacağından yaralanır ve kurtulamaz. Muzius’a acıklı bir cenaze töreni düzenlerler. Sonra Murr bir kediden daha hoşlanır ama bunun kendi kızı olduğunu öğrenir. Murr sonraki döneminde eve geri kapanır, yiyip-içme, yumuşak yatak ve konfora yönelir. Bir ara Ponto’yu sahibi trajik bir hikâye sonunda sokağa atar. Murr ona yardım eder. Yemeğini paylaşır. Ponto, yatağın altında bir erkek eldiveni bularak sahibinin eşinin ihanetini ortaya çıkarmış ve neredeyse çift boşanma aşamasına gelmiş ama zamanla aralarını düzeltmişlerdir. Lakin kadın, Ponto’ya karşı nefret ve intikam duyguları taşımaktadır. Sinsi planlarla suçu olmamasına rağmen Ponto’ya karşı eşini cephe aldırır. Örneğin onu sevmek için elini uzattığında Ponto onu ısırmış gibi davranır, oysa elini kendi kesmiştir. Ponto’nun yemek kaplarının altını deler, dolaptan yemek çaldığını söyler vs. Bu küçük hikâye de oldukça acıklı ve sinir bozucuydu. Murr sonunda otodidaktik olarak kendini eğiterek bir edebiyatçı olur. Hoffmann bunu, zamanının çeşitli kültürel akımlarına ve edebi olgularına yönelik sayısız hicivli eleştiri için bir sıçrama tahtası olarak kullanır.
Kreisler’in kısımlarına geçelim. Müzisyenin kaderi sosyal bir başarısızlık olarak ortaya çıkar. Tıpkı kahraman gibi kırık bir figür olarak görünen, sarayını ve geçimini sadece gösteriş için sağlayan küçük bir prensin sarayında, Kreisler kendini iki kadın arasında kalmış bulur; biri gerçek aşkı, diğeri ise geçici, alevli bir tutkuyu temsil eder. Çocukluktan sanata tutkundur o, idealisttir. Dünya ve diğer insanlar ne yazık ki onun zihniyetinden uzaktır. Dolayısıyla tutunamaz pek girdiği ortamlarda. Sarayda da öldürülmeye çalışılır ama kaçarak kurtulur. Bir manastıra düşer yolu. Olay örgüsü olarak akıcı, düz ya da yoğun şeyler var diyemem ama bol diyaloglar var sanat ve hayata dair. Murr’un monologları gibi tabii. Kitabın sonunda Murr yaşlılıktan ölüyor ama Kreisler’ın hikâyesi yarım kalıyor.
SPOILER SONU!
Kreisler'in aksine, Murr, Hoffmann'a göre gerçek dehaların sahip olmadığı burjuva özgüvenine ve kibrine sahip. Öznenin dünyevi deneyimle zenginleştirilmesinin neredeyse bir parodisi olarak, hayatını sürekli yoğunlaşan bir süreç olarak sunuyor; bu süreçte eğitim, Kreisler'in bilimleri kavrayacak kadar büyük olduğunu iddia ettiği sahibinin kafasına yakışır şekilde bir tür entelektüel ve ruhsal şişkinlik haline geliyor. Murr, kendisi de edebi atası olarak Çizmeli Kedi masal karakterini gösterir; bu karakter, Ludwig Tieck'in aynı adlı oyunu (1797) ve Grimm Kardeşler'in 1812 tarihli versiyonu aracılığıyla çağdaşları tarafından da tanınıyordu. Bu romandan sonra da konuşan kedi figürü kullanılmış bazı eserlerde. Murr'un aksine, Kreisler gerçek anlamda parlak bir sanatçıyı temsil ediyor Bir müzisyen olarak, tüm sanatların en bağımsız olanını, yaratıcı özerklik ve içsel benliğin saf ifadesi talebine en iyi karşılık gelenini temsil eder. Hakkındaki kayıtlar ne kadar parçalıysa, karakteri ve hayatı da o kadar parçalanmış ve savrulmuş durumdadır; bu da, önemli bir şekilde, kendi tutarlı otobiyografisine izin vermez, ancak en iyi ihtimalle rastgele bir araya getirilmiş kâğıt parçalarına yazılmış, parçalı bir editör biyografisine yol açar. Kreisler için coşku, idealist çaba, gerçekliğin neden olduğu acı (kısacası, sanatçının varoluşunun koşulsuz ve eksantrik doğası) otobiyografik bir sürekliliğin kurgusuna sızan, Murr'un o titizlikle kendini yansıtan düzen duygusunun antitezi. Hoffmann da bir ara Kreisler ismini takma ad olarak kullanmış. 1809'dan beri çalıştığı Leipzig Allgemeine Zeitung'da müzik eleştirilerini Johannes Kreisler, Kapellmeister olarak imzalamış. Hoffmann'ın okurları, 1814'te “Callot Tarzında Fantezi Parçaları” adlı eserin bir kısmı olarak yayımlanan “Kreisleriana”nın on üç öyküsünden karakteri zaten tanıyormuş. Ancak Kreisler, Kedi Murr ile ünlenmiş. Hoffmann'ın Kreisler'i, 1838'de Robert Schumann tarafından bestelenen (Op. 16) sekiz piyano parçasından oluşan “Kreisleriana” adlı esere de adını vermiş ve bu eser Romantik piyano müziğinin önemli bir parçası olmuş. Dahası, kabare sanatçısı Georg Kreisler, buna bir gönderme yaparak 1971'de albümlerinden birine “Kreisleriana” adını vermiş. Son olarak, 20 yaşındaki Johannes Brahms da ilk yayınlanan oda müziği eseri olan B majör Trio, Op. 8'i "Kreisler Jr." olarak imzalamış.
Editör olarak kurgusal Hoffmann’a da değinmek lazım. Roman, biçimi benimseyen ve genişleten bir editör kurgusuyla başlıyor. Yazarın kendisini romanında yalnızca metinlerin editörü olarak sunma edebi tekniği daha önceki dönemlerde de biliniyordu, ancak özellikle Romantik dönemde yaygınlaştı. Çoğu durumda akla yatkın bir kurguyla karşı karşıyayız, öyle ki gerçek editörler çağdaş eleştirmenler tarafından genellikle gerçek yazarlar olarak kabul ediliyordu, ancak Murr'un editör kurgusu her şeyden önce absürt mizahı ve akıl almazlığıyla karakterize ediliyor: Yazar sadece bir hayvan olmakla kalmaz, aynı zamanda metne yanlışlıkla dahil edilen, okuyucuya yönelik kötü niyetli hakaretlerle de karakterize ediliyor. Bu nedenle editör E.T.A. Hoffmann, aynı adı taşıyan yazarla hiçbir şekilde eş tutulamaz; çünkü o da akıl, zekâ ve keskin pençelere sahip bir kedinin bulunduğu aynı kurgusal dünyada var olmaktadır.
Hoffmann'ın eserlerinin neredeyse tamamı, sanatsal öznellik ile nesnel gerçeklik arasındaki zıtlıktan beslenir. Yaratıcı bireyin hem parlak hem de şeytani iç dünyası, karakterleri için tekrar tekrar sorunlara yol açar ve acı, yıkım ve hatta deliliğe kadar varır. Ancak tam da bu zıtlıktan, yaratıcı hayal gücü yenilikçi niteliğini alır. Bu, romanın biçimine de yansır. Başlığın kendisi, iki yaşam öyküsünün iç içe geçişine ve romanın temel yapısal ilkesini oluşturan çok sayıda tematik bağlantı biçimindeki karmaşık iç içe geçişine işaret eder. Murr'un otobiyografisinin eksiksiz, kronolojik ve mantıksal olarak sıralanmış bölümler halinde sunulması, düzensiz ve parçalı bir şekilde aktarılan romantik sanatçının biyografisinin tasviriyle keskin bir tezat oluşturur. Roman içindeki iki farklı biyografinin kapsamı konusunda da farklılıklar mevcuttur: Murr'un hikâyesi alanın yalnızca üçte birini kaplarken, Kreisler’in son derece karmaşık kaderi kalan üçte ikilik kısma yayılır. Bununla birlikte, Kreisler'in işkence görmüş karakteri büyük ölçüde belirsiz kalırken, kedinin kibirle beslenen hayata bakış açıları bazen sıradan sadelikleriyle nispeten tutarlı bir şekilde sunulmaktadır. Roman, hem Murr hem de Kreisler'in yazılarında kendilerini son derece eğitimli bireyler olarak göstermeye çalıştıkları için çok sayıda edebi gönderme kullanmaktadır. Murr son derece kibirli ve kendini beğenmiş bir hayalperest olarak ironik, bazen de alaycı bir karikatür gibi. Birçok şiirsel dize bilmesine rağmen, bunları son derece beceriksiz bir şekilde, tam da olumsuz özelliklerini vurgulamak için kullanıyor. Okuyucu için eğlenceli bir şekilde, Murr, ringa balığı tenceresine olan düşkünlüğünü lirik derinlikle zahmetsizce birleştiriyor. Hoffmann'ın amacı ve ustalığı, aşırı coşkunun bir sanatçı yaratmadığını göstermekte yatıyor; bu, yazarın 1816 tarihli "Kum Adam" öyküsünde zaten ele aldığı merkezi bir tema. "Kedi Murr", mizahi romanlar geleneğinde yer almakta. Bu nedenle, esasen hiciv, ironi ve parodi ile karakterize ediliyor. Murr bölümlerinde hiciv baskın: sanat dünyasına, bilime, burjuva toplumuna ve hatta güncel siyasete yönelik iğneleyici eleştiriler bu bölümleri karakterize ediyor. Romanın önsözünde Hoffmann, kendisini editör olarak tanıtarak, Murr ile şahsen tanıştığını ve onda hoş ve nazik bir insan bulduğunu iddia ediyor. Burada da (kedi tarafından yazılan ve editörden bir sonsöz eklenmiş çift Önsöz’ün ardından) Hoffmann, bundan sonra gelenleri hiciv olarak işaretliyor. Sadece bir kedinin yazıları yayınlanmakla ve bir editör bulmakla kalınmıyor, aynı zamanda kedi beklentilerin ötesinde insanlaştırılıyor. Kreisler pasajları ayrıca topluma yönelik hicivli saldırılar da içeriyor. Burada küçük prens Irenaeus'un sarayında anlatılanlar, öncelikle zamanının aristokratik geleneklerine yönelik. İroni, burjuva dünyasının ve sözde bağnazlarının hakaretlerinden büyük ölçüde mustarip bir sanatçı olan Kreisler'in, gerçeklik ile sanatsal ideal arasında algıladığı dayanılmaz derecede büyük uçuruma karşı kendini savunmaya çalıştığı bir araç. Gerçekliğin saldırısına karşı koyabilmek için yazar, fantezisini gerçeküstünün sınırlarına kadar itiyor ve burada acı verici bir ironiyle absürt olarak çöküyor. Kitap, hem Künstlerroman (sanatçı romanı) hem de Bildungsroman (olgunlaşma romanı) türlerini parodileştiriyor, ancak bu biçimlerin sınırlarını aşarak çok yönlü ve parçalanmış bir toplumsal roman haline geliyor.
Roman, karmaşık yapısı ve türler arası geçişleriyle modern edebiyatın (özellikle Kafka ve Poe gibi yazarların) öncüsü kabul ediliyormuş. Eser, Alman romantik edebiyatının zirve noktalarından biri olarak görülüyor; romantik ironi kavramının en başarılı uygulamalarından biri olarak değerlendiriliyormuş. Yeri gelecek gülümseyecek, yeri gelecek kahkaha atacak, yeri gelecek hüzünlenecek ve çok üzüleceksiniz. Bazen sıkıldığınız bölümler de olabilir ama Dünya Batı Klasikleri sevenlere ve özellikle kedi sevenlere kitabı öneririm. Murr ile yaşamaya o kadar alışmıştım ki bittiğinde üzüldüm ve onu özledim.

Yorumlar
Yorum Gönder